Sabah ezanıyla birlikte milyonlarca insan aynı duyguda buluştu. Kimi bayram namazına yürüdü, kimi erkenden kurban hazırlığına başladı, kimi de elinde bir poşet şekerle büyüklerinin kapısını çaldı. Türkiye’nin dört bir yanında aynı telaş, aynı bereket, aynı dua vardı.

Ama bir gerçek var ki; bayramlar artık sadece takvimde duran özel günler olmamalı.

Çünkü insanlar giderek birbirinden uzaklaşıyor. Aynı evde yaşayanlar bile bazen birbirine yabancı. Sofralar büyüyor ama muhabbet küçülüyor. Herkesin elinde telefon var ama kimsenin birbirine ayıracak vakti yok. Bayram ziyaretlerinin yerini görüntülü aramalar, samimi sohbetlerin yerini birkaç satırlık mesajlar aldı.

Oysa bayram dediğin biraz yavaşlamaktır.
Bir çocuğun başını okşamak, annenin elini biraz daha uzun tutmak, babanın duasını sessizce dinlemektir. Mezarlığa gidip geçmişi hatırlamaktır. Küslüğe son vermektir. “Nasılsın?” sorusunu gerçekten hissederek sormaktır.

Bugün kurban kesilecek.
Ama asıl mesele sadece kesmek değil, paylaşabilmek. Çünkü bu bayramın ruhunda gösteriş değil dayanışma var. Hele bugünlerde… Hayatın bu kadar pahalı olduğu, insanların geçim derdiyle boğuştuğu bir dönemde paylaşmanın değeri daha büyük.

Belki bir aile bu sabah et girecek diye seviniyor.
Belki bir çocuk yeni ayakkabısıyla sokağa çıkmanın heyecanını yaşıyor. Belki de bir yaşlı insan, sadece kapısının çalınmasını bekliyor.

İşte bayram tam burada başlıyor.

Bayramlar bize hâlâ insan kalabildiğimizi hatırlatan günlerdir.
Öfkenin, siyasetin, kavganın, ayrışmanın biraz olsun sustuğu günler… Çünkü aynı sofraya oturabiliyorsak, hâlâ umut var demektir.

Bugün biraz daha sabırlı olalım.
Biraz daha paylaşalım.
Biraz daha hal hatır soralım.

Çünkü yarın normal hayata döneceğiz. Trafik yine olacak, geçim sıkıntısı yine sürecek, tartışmalar yine başlayacak. Ama bugün… bugün bayram.

Ve bazı şeyleri düzeltmek için insanın eline her gün böyle bir fırsat geçmiyor.