Takvimler 25 Kasım’ı gösterdiğinde, dünya bir kez daha kadın haklarını konuşuyor.

Ancak ne acıdır ki, konuşulan çoğu şey zaten yıllardır bildiğimiz gerçekler: Şiddet gören kadınlar, ekonomik özgürlüğünü kazanamayanlar, eğitimden mahrum bırakılanlar, sokakta, evde, işte ayrımcılığa uğrayanlar…
Kısacası, hayatın her alanında var olmaya çalışan milyonlarca kadın.

Bugün bir “farkındalık günü” olarak kutlanıyor ama aslında farkındalık çoktan var. Eksik olan şey, vicdanı hareket ettirecek irade.

Her gün haber bültenlerine düşen kadın cinayetleri, “koruma kararı olduğu halde öldürüldü” cümleleri, sosyal medyada yükselen isyanlar… Bunların hiçbiri bir günle sınırlı değil. Kadınların yaşam hakkı, hâlâ tartışılan bir başlık olmaya devam ediyor.
İşte bu yüzden kadın hakları günü bir kutlama değil; bir yüzleşme günüdür.

Bazen sokakta yürürken tedirgin olan bir kadın, bazen evde kalbi ağzında kapı sesini bekleyen bir anne, bazen işe giderken “acaba bugün başıma ne gelecek” diye düşünen genç bir kız…
Kadınların yaşadığı gerçeklik, istatistiklerin soğuk verilerinden çok daha ağır.

Kadınların toplumsal hayattaki varlığı, sadece bir eşitlik meselesi değil; bir medeniyet göstergesidir.
Bir ülkede kadının sesi ne kadar duyuluyorsa, o ülke o kadar güçlüdür.
Kadınların eğitime, çalışma hayatına, yönetime, siyasete ve sosyal yaşama katılımı arttıkça toplum zenginleşir, huzur artar, ekonomik güç yükselir.

Bugün kadın haklarından bahsederken, aslında hepimizin geleceğinden bahsediyoruz. Çünkü kadınların özgür olmadığı bir memlekette kimse özgür değildir. Bir kadının güvende olmadığı bir toplumda, kimse güvende değildir.

Belki de bugün yapılması gereken en önemli şey; kadınların yalnız olmadığını hissettirmek.
Her kesimde, her kurumda, her evde…
Kadınların haklarını korumak bir lütuf değil, bir görevdir.

Kadın hakları günü, bir anma, bir uyarı ve bir çağrıdır:
Hiçbir kadın yalnız yürümeyecek.
Ne sokakta, ne işte, ne evde.

Ve belki bir gün, 25 Kasım’a “mücadele günü” dememize gerek kalmaz.
Çünkü kadınların mücadele etmek zorunda kalmadığı bir toplum, gerçek anlamda çağdaş bir toplumdur.