Her yıl 3 Aralık’ta, takvim yaprakları bize sessiz ama derin bir sorumluluğu hatırlatır: Dünya Engelliler Günü. Bu gün, bir kutlama değil; bir yüzleşme, bir farkındalık, bir hatırlatma günüdür. Çünkü gerçek engeller, çoğu zaman insan bedeninde değil, toplumların bakış açılarında, şehirlerin tasarımında, kurumların işleyişinde ve bireylerin zihninde saklıdır.
Türkiye'nin dört bir yanında milyonlarca engelli birey, her gün görünmez duvarlara çarparak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bir kaldırım rampasının yapılmamış olması, bir belediye otobüsünün merdivenleri, bir kamu binasının kapısındaki dar giriş… Bunların hiçbiri “küçük detay” değil; günlük hayatın içine gizlenmiş büyük eşitsizliklerdir. Engelli bir birey için kapısı açılmayan her bina, aslında toplumun kapalı kalan vicdanıdır.
Engeli Olan Değil, Engellenen Bir Hayat
Engellilik, kişiyi “hayattan dışarıda kalmaya mahkûm” eden bir durum değildir. Asıl mesele, bireyin önüne konulan engellerdir. İş bulamayan, sosyal hayata dahil olamayan, toplu taşımada zorlanan ya da eğitim hakkına erişemeyen bir vatandaşın yaşadığı güçlük, onun engelinden değil; sistemin eksikliğindendir.
Bir ülkenin gelişmişliği, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, engelli bireylerinin bağımsız yürüdüğü yollarla ölçülür. Bir şehrin modernliği, dev projeleriyle değil, tekerlekli sandalye kullanan bir yurttaşın özgürce ulaşabildiği kaldırımlarıyla anlaşılır.
Aileler Yalnız Bırakılmamalı
Engelli bireylerin bir diğer gerçeği de ailelerinin omzundaki ağır yük. Bakım, eğitim, sağlık, ulaşım… Birçok aile, hem ekonomik hem psikolojik açıdan zorlayıcı bir sürecin içinden geçiyor. Oysa devletin ve yerel yönetimlerin sosyal destek mekanizmaları güçlendirilmeden “engelsiz toplum” bir slogandan öteye geçemez. Ailelere nefes aldıracak sistemler kurulmak zorunda.
Engelsiz Bir Dünya İçin: Empati Değil, Hak
Yıllardır bu alanda en sık duyduğumuz kelime “empati”. Ancak empati, çoğu zaman iyi niyetli ama yüzeysel bir tutumdan öteye geçemiyor. Engelli bireylerin ihtiyacı empati değil, haklarının eksiksiz tanınmasıdır. Bu yüzden mesele, engelli bireylere acımak değil; onların ayrımcılığa maruz bırakılmadan kendi hayatlarını kurabilecekleri bir düzen inşa etmektir.
Hak temelinde kurulmayan her yaklaşım, eninde sonunda iyi niyet söylemine sıkışır.
Siyasetin Gölgesi Değil, Kamusal Sorumluluk
Engellilik konusu, siyasi bir reklam alanı değil; devletin en temel sorumluluk alanlarından biridir. Erişilebilir kentler, kapsayıcı eğitim politikaları, istihdamda fırsat eşitliği… Bunlar lütuf değil, yükümlülüktür.
Yasaların kağıt üzerindeki varlığı yetmez; uygulanabilir olması gerekir. Bir rampa eksikliğinin bile bir insanın özgürlüğünü kısıtladığı unutulmamalıdır.
Engelsiz Bir Hayat İçin Bir Adım Atmak
Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Bizi bir kez daha düşünmeye çağıran, toplum olarak neleri eksik yaptığımızı tokat gibi yüzümüze vuran bir gün.
Bu günü, sosyal medya mesajlarının ötesine taşımalı; evimizin önündeki kaldırımdan çalıştığımız kurumun kapısına kadar, her alanda bir adım atmalıyız. Belki bir dilekçe, belki bir talep, belki bir gönüllülük faaliyeti… Küçük adımların birleştiği yerde büyük değişimler olur.
Sonuçta, engelsiz bir dünya, önce zihinde kurulur. Ve hiçbir engel, birlikte hareket eden bir toplumun gücünden büyük değildir.