Yaz mevsimi tüm kavurucu yüzünü gösterdiğinde, Adana’nın asfaltı eriten sıcakları ile Türkiye’nin dört bir yanından yükselen sıcak hava dalgaları hayatımızın merkezine yerleşir. Deniz kenarları, serin yaylalar ve gölgelik vadiler bu dönemin kaçış noktalarıdır. Ancak bu mevsim, ne yazık ki sadece tatil ve sıcak anlamına gelmiyor; aynı zamanda doğamızın en büyük kabusu olan orman yangınlarının da gölgesinde geçiyor.

Adana'dan ülkenin dört bir yanına kadar kavurucu sıcakların hayatı durma noktasına getirdiği bu günlerde, doğamız ne yazık ki en hassas ve tehlikeli dönemini yaşıyor. Yaz mevsiminin getirdiği o neşeli tatil havası, ardı ardına gelen sıcak hava dalgalarıyla birlikte yerini büyük bir endişeye bırakıyor.

Son günlerde termometreler rekor kırarken, orman müdürlükleri ve yetkili kurumlar tarafından yapılan ardı ardına uyarılar, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutunu çok net bir şekilde gözler önüne seriyor. Peki, bu hayati çağrılar bizim bireysel hayatımızda ne ifade ediyor?

Orman yangınları, ilk bakışta sadece ağaçların kül olduğu bir doğa felaketi gibi algılansa da aslında çok daha büyük bir trajedinin adıdır. O yeşil örtünün içinde nefes alan binlerce canlının, ekosistemin, toprağın verimliliğinin, su kaynaklarının ve en önemlisi ortak geleceğimizin yok olması demektir. Onlarca yılda büyüyen, binbir emekle yeşeren bir ormanın dakikalar içinde siyah birer enkaz haline gelmesi hepimizin yüreğini yakıyor. Orman müdürlüklerinin yaptığı uyarılar, asla birer rutin değil; her bir bireyin zihnine kazınması gereken hayati birer rehber niteliğindedir. Piknik ateşlerinin tam söndürülmeden bırakılması, doğaya dikkatsizce atılan cam ve plastik atıkların büyüteç etkisi yaratarak alevlenmelere yol açması, anız yakmaları ve en ufak bir ihmal, maalesef telafisi imkansız felaketlere kapı aralayabiliyor.

Bugün, bu kavurucu sıcaklarda doğayla iç içe vakit geçirirken her zamankinden çok daha fazla sorumluluk bilinciyle hareket etmek zorundayız. Unutmamalıyız ki ormanları korumak, sadece ilgili kamu kurumlarının, orman muhafaza memurlarının ya da itfaiye erlerinin görevi değildir; bu coğrafyada nefes alan, bu topraklarda yaşayan herkesin birinci dereceden ortak vicdani sorumluluğudur. Bir ağacı fidan halinden getirip büyütmek yıllar alırken, onu yok etmek ne yazık ki dikkatsizce atılmış sönmemiş bir izmarite ya da küçük bir kıvılcıma bakar. Bu yaz günlerinde doğaya çıkarken, ormanlık alanlara yaklaşırken azami dikkat göstermeli, en ufak bir şüpheli durum veya duman gördüğümüzde bunu derhal yetkili mercilere bildirmeliyiz. Gelin, yapılan uyarılara kulak verelim; yeşil vatanımızı korumak için el birliğiyle hareket edelim ki geleceğimiz de gelecek nesillerin nefesi de bu acı alevlerin arasında kaybolup gitmesin.