Adana Büyükşehir Belediyesi Meclisi, Haziran ayı toplantısında tarihi bir karara imza attı. Seyhan ilçesi Kayalıbağ Mahallesi’nde bulunan tescilli kültür varlığı niteliğindeki yapı, artık “Yılmaz Güney Evi / Müzesi” olarak anılacak. Karar oy çokluğuyla kabul edilirken, Cumhur İttifakı’nın red oyu vermesi dikkat çekti. Ancak bu karar, sinemamızın “Çirkin Kralı”na geç kalınmış bir vefa borcunun ödenmesi anlamına geliyor.
Yılmaz Güney Kimdir?
Gerçek adı Yılmaz Pütün olan Güney, 1937’de Adana’da doğdu. “Pütün”, onun deyimiyle “kırılması zor, sert bir meyve çekirdeği” demekti. Hayatı da tıpkı adı gibi zorluklarla doluydu. Köylü bir ailenin çocuğu olarak büyüdü, Adana’nın sokaklarında yoğruldu. Sinemaya Atıf Yılmaz’ın desteğiyle adım attı. 1959’da “Bu Vatanın Çocukları” ve “Alageyik” filmleriyle hem senarist hem oyuncu olarak sinemaya damga vurmaya başladı.Yılmaz Güney’in sineması, Anadolu’nun acılarını, yoksulluğunu ve direnişini perdeye taşıdı. “Sürü” (Zeki Ökten) ve “Yol” (Şerif Gören) gibi filmleri, sadece Türkiye’de değil, dünya çapında ses getirdi. “Yol”, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı. Bu başarı, sadece bir sanatçının değil, bir halkın hikâyesinin dünyaya duyurulmasıydı.
Müze Kararı Neden Önemli?
Yılmaz Güney’in büyüdüğü şehir olan Adana, onun sinemasında da sıkça yer buldu. Şimdi ise bu şehir, onun anısını yaşatacak bir müzeye ev sahipliği yapacak. Kayalıbağ Mahallesi’ndeki tescilli yapı, sadece bir müze değil; aynı zamanda bir hafıza mekânı olacak. Filmleri, kitapları, kişisel eşyaları burada sergilenecek. Genç kuşaklar, Güney’in sanatını ve mücadelesini bu müzede tanıyacak.Yılmaz Güney’in hayatı tartışmalı olabilir; ama sanatı, Türkiye sinemasının temel taşlarından biridir. Onu anlamak, sadece bir sanatçıyı değil, bir dönemin ruhunu anlamaktır.
Yılmaz Güney bir keresinde şöyle demişti “Daha önce acı çekmiş biriyle birlikte olun, çünkü onlar mutluluğun değerini iyi bilirler.”O, acıyı da, umudu da, direnişi de sinemaya taşıdı. Şimdi Adana’da onun adını taşıyan bir müze olacak. Bu, sadece bir binanın adı değil; bir halkın hafızasına kazınmış bir ismin ölümsüzleşmesidir.