Bazı tarihler vardır… Takvimde yalnızca bir gün görünür ama aslında bir halkın, bir toplumun, bir insanlığın acısını taşır. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, tam olarak böyle bir gün.
Bu tarih, üç kadın kardeşin—Mirabel Kardeşler’in—bir diktatörlük rejimi tarafından hunharca katledilmesinin ardından dünya kadınlarının başkaldırısının sembolüne dönüştü. Bugün ise sadece Latin Amerika’nın değil, dünyanın dört bir yanındaki kadınların ortak hafızası, ortak yarası, ortak isyanı.
Ve evet…
2025 yılındayız ama hâlâ “şiddet” kelimesini konuşuyoruz.
Hâlâ kadınların yaşam hakkını tartışıyoruz.
Hâlâ “korunamayan” kadınların haberlerini okuyoruz.
Üstelik Türkiye, OECD ülkeleri arasında kadın cinayetlerinde zirvede.
Bu utanç listesinin bir yerinde durmak, sadece devletin değil toplumun da omuzlarında ağır bir yük.
Kadınlar öldürülürken vicdanlarımız susuyor mu?
Şiddet dediğimiz şey sadece tek bir tokat değil.
Sadece bir bıçak yarası değil.
Sadece bir kurşun sesi değil.
Şiddet; eve hapsedilmiş umut, yok sayılmış kimlik, susturulmuş ses, ekonomik bağımlılık, alay edilen hayaller, görmezden gelinen gözyaşıdır.
Bugün her sosyal medya akışında bir kadın ismi daha düşüyor ekrana…
Kimimiz hızlıca aşağı kaydırıyoruz, kimimiz iç geçirip kapatıyoruz, kimimiz bir gün unutuyoruz.
Ama unutulan her isim, yarın başka bir kadının başına gelen şiddetin sessiz önsözü oluyor.
Devletin dili değişmeden zihniyet değişmez
Bu ülkede kadınlar yıllardır aynı şeyleri söylüyor:
“İstanbul Sözleşmesi yaşatır.”
“6284’ü uygulayın.”
“Cezasızlık şiddeti büyütüyor.”
Ama hiçbir söz siyasetçilerin kulaklarında yeterince yankılanmıyor.
Bazı etkili isimler hâlâ kadını “ailenin süsü”, “iffetli olacak”, “kahkaha atmayacak”, “eve uygun olacak” gibi çağ dışı kalıplara sıkıştırmaya çalışıyor.
Bu zihniyet değişmeden, yönetmeliklerin ve kanunların değişmesi yeterli olmayacak. Bugün sokaklara çıkan kadınlar için 25 Kasım bir “anma günü” değil, bir “ayağa kalkma günü”.Öfkesini saklayan değil, cesaretle dile getiren kadınların günü.
Bu ülke değişecekse, kadınlarla değişecek
Bugün 25 Kasım…
Ama bu mücadele bir gün değil, her gün sürecek.
Kadınların sesi artık geri döndürülemez.
Örgütlü kadın hareketi, siyasi partilerin bile yönünü değiştiren en güçlü toplumsal dalga.
Ve ben şuna inanıyorum:
Kadınlar hak mücadelesinde durursa, toplum durur.
Kadınlar yürürse, ülke yürür.
Kadınlar susmazsa, şiddet kazanamaz.
Bugün bir kez daha yüksek sesle söyleyelim:
Kadınlar susmuyor.
Kadınlar direniyor.
Kadınlar mutlaka kazanacak.
İşte 25 Kasım’ın gerçek anlamı bu.