Her yıl 29 Ekim–4 Kasım tarihleri arasında kutlanan Kızılay Haftası, aslında sadece bir takvim hatırlatması değil; insanlığın vicdanına tutulmuş bir aynadır. Çünkü bu hafta, dayanışmanın, merhametin ve paylaşmanın anlamını yeniden hatırlamak için bir fırsattır.

Bir düşünelim… Hayatın rutininde koştururken, çoğu zaman elimizdekilerin değerini fark etmeyiz. Oysa bir felaketin, bir hastalığın ya da bir zorluk anının kapımızı çalması an meselesidir. İşte tam o anda, hiç tanımadığımız bir elin bize uzanmasıdır “insanlık” dediğimiz şey. Bir damla kan, bir kap sıcak çorba… Hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır: iyiliğin hikayesi.

Kızılay’ın temsil ettiği değer, sadece afet zamanlarında ortaya çıkan bir kurum faaliyeti değildir. Bu değer, aslında hepimizin içinde var olan vicdanın ve paylaşma duygusunun somut halidir. Çünkü yardım etmek, insan olmanın en yalın ve en güçlü halidir.

Kızılay Haftası, bize şu soruyu sordurur: “Ben ne kadar paylaşabiliyorum?”

Paylaşmak sadece maddi anlamda değildir; zamanını paylaşmak, bilgini paylaşmak, ilgini paylaşmak da birer iyiliktir.

Bir çocuğun eline sıcak bir çorba uzatmak kadar, bir yaşlının elini tutmak da aynı değeri taşır.

Bu hafta vesilesiyle, hep birlikte biraz durup düşünmek gerekir:

İyiliği erteliyor muyuz?

Paylaşmayı unuttuk mu?

Birine yardım etmenin “küçük bir şey” olduğunu mu sanıyoruz?

Oysa bazen en küçük iyilik, bir insanın umudunu yeniden yeşertir. Ve kim bilir, belki de o umut, bir başka iyiliğe dönüşür, bir zincir gibi çoğalır.

Kızılay Haftası, bize tam da bunu hatırlatır: İyilik bulaşıcıdır.

Yeter ki bir yerden başlansın, yeter ki bir yürek, başka bir yüreğe dokunsun.