Kışın o uzun ve sessiz bekleyişi yavaş yavaş sona eriyor. Soğuk sabahların ayazı hâlâ yüzümüzü sızlatsa da içimizde başka bir sıcaklık dolaşıyor artık. Çünkü ikinci cemre düştü… Önce havaya, ardından suya düşen cemrelerin ardından şimdi sıra toprakta. Ve toprak, her yıl olduğu gibi yine usulca uyanıyor.

Cemre; yalnızca bir doğa olayı değil, aynı zamanda bir müjdedir. Atalarımızın takviminde baharın habercisi, çiftçinin umudu, çocuğun sevinci, gönlün tesellisidir. Havaya düşen ilk cemreyle birlikte sert rüzgârların dili yumuşar. Suya düşen ikinci cemreyle dereler biraz daha coşkuyla akar. Toprağa düşen cemreyle ise hayat yeniden filizlenir. İkinci cemrenin düşmesi demek, toprağın içindeki saklı sırların yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya hazırlanması demektir. Çekirdek çatlamaya, tomurcuk kabarmaya başlar. Henüz gözle görülmeyen ama hissedilen bir hareket başlar doğada. İşte bahar dediğimiz şey de biraz böyledir aslında; önce kalpte başlar. Baharın gelişi sadece mevsimlerin değişimi değildir. Aynı zamanda insanın da iç muhasebesidir. Kış boyunca biriktirdiğimiz yorgunlukları, kırgınlıkları, küskünlükleri geride bırakma vaktidir. Toprak nasıl ki cemreyle ısınıp can buluyorsa, insan da umutla ısınır. Yeni başlangıçlara cesaret eder. İkinci cemre bize şunu hatırlatır: Hiçbir soğuk ebedî değildir. Ne kadar sert geçerse geçsin, her kışın ardından mutlaka bir bahar gelir. Sabırla bekleyen toprak nasıl çiçekle ödüllendiriliyorsa, sabreden gönül de ferahlıkla mükâfatlandırılır. Şimdi pencerelerimizi biraz daha fazla açma zamanı. Güneşi içeri davet etme, kuş seslerine kulak verme zamanı. Belki yarım kalan hayallerimizi yeniden hatırlama, belki de yeni bir başlangıç için ilk adımı atma zamanı… İkinci cemre düştü. Toprak ısınıyor. Doğa uyanıyor. Ve belki de en önemlisi; içimizdeki umut yeniden filizleniyor.