Bazı gerçekler vardır ki, biz onları hatırlamasak da onlar bizi hiç unutmaz. Deprem de işte böyle bir gerçektir. Toprağın derinliklerinde sessizce bekleyen, zamanı geldiğinde kendini hatırlatan bir doğa olayı… İnsanlık tarihi boyunca var olmuş ve var olmaya devam edecek bir gerçek.
1 – 7 Mart tarihleri arasında anılan Deprem Haftası ise sadece bir takvim aralığı değil; aslında bir hatırlama, düşünme ve hazırlıklı olma çağrısıdır. Çünkü deprem, çoğu zaman kapıyı çalmadan gelen bir misafir gibidir. Ne zaman geleceğini bilmeyiz, ama bir gün gelebileceğini biliriz.
İnsan çoğu zaman tehlikeyi uzak sandığında rahatlar. Günlük hayatın telaşı, yapılacak işler, yetişilecek saatler… Tüm bunlar içinde deprem gibi büyük bir gerçeği çoğu zaman zihnimizin arka raflarına kaldırırız. Ta ki yer sarsılana kadar.
Oysa deprem, yalnızca birkaç saniyelik bir sarsıntı değildir. Asıl mesele, o birkaç saniyeye ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur. Sağlam yapılmış bir bina, bilinçli bir toplum, doğru eğitim ve planlama… Bunlar depremle mücadelede en güçlü araçlarımızdır.
Unutulmaması gereken bir başka gerçek ise şudur: Depremler insanları değil, ihmalleri ortaya çıkarır. Dayanıklı olmayan yapılar, dikkate alınmayan kurallar, ertelenen önlemler… Asıl zarar çoğu zaman bu eksiklerden doğar.
Bu yüzden Deprem Haftası, korkuyu büyütmek için değil; bilinci büyütmek için vardır. Bir deprem çantasını hazırlamak, aile içinde bir toplanma noktası belirlemek, yaşadığımız binanın güvenliğini sorgulamak… Küçük gibi görünen bu adımlar, büyük farklar yaratabilir.
Çünkü hayat bazen birkaç saniyelik kararların sonucudur.
Toprak her zaman konuşmaz. Ama konuştuğunda söylediklerini görmezden gelmek mümkün değildir. Bu yüzden yapılması gereken şey korkmak değil; öğrenmek, hazırlıklı olmak ve sorumluluk almaktır.
Deprem gerçeği değişmez. Ancak bizim ona karşı duruşumuz değişebilir.