Ramazan yaklaşırken şehirlerin ritmi değişir. Aynı sokaklar, aynı insanlar, aynı gökyüzü… Ama havada fark edilen bir sükûnet olur. Sanki zaman biraz yavaşlar, sesler biraz kısılır, kalp biraz daha duyulur.

Ramazan, sadece oruç tutulan bir ay değildir. O, insanın kendine doğru yaptığı bir yolculuktur. Gün içinde açlıkla sınanan beden değil; sabırla sınanan ruhtur aslında. Oruç, yalnızca sofradan uzak durmak değil, kırıcı sözden, acele yargıdan, gereksiz öfkeden de uzak kalabilmektir.

Bu ayın en güçlü tarafı, insanı durdurmasıdır. Modern hayatın koşuşturması içinde unuttuğumuz pek çok şeyi yeniden hatırlatır. Bir bardak suyun kıymetini, bir lokmanın değerini, bir selamın sıcaklığını…

İftar vakti yaklaştığında gökyüzüne bakmak bile başlı başına bir huzurdur. Beklemek, sabretmek ve sonunda aynı anda aynı duaya “âmin” demek… Ramazan, insanlara ortak bir ritim kazandırır. Aynı saatlerde susar, aynı saatlerde konuşuruz. Aynı vakitte aç kalır, aynı vakitte şükrederiz.

Teravih sonrası sokakların o kendine özgü hali… Ne tam gece ne tam gündüzdür. İnsanlar daha sakin, yüzler daha yumuşaktır. Ramazan, insanın içindeki gürültüyü azaltır.

Belki de en kıymetli tarafı şudur: Ramazan, insanı kendine yaklaştırır. Gün içinde defalarca sorgularız; sabrımızı, niyetimizi, sözümüzü… Çünkü bu ayda yapılan her şey biraz daha görünürdür. Kalbin içinden geçenler bile.

Ramazan, eksilmenin değil; arınmanın adıdır. Sofralar sadeleşirken kalpler genişler. Gün kısalmaz ama anlamı çoğalır.

Ve belki de Ramazan’ın en güzel tarafı şudur:

Bize hatırlatır ki insan, sadece yiyerek değil; sabrederek de güçlenir.

Ramazan yaklaşıyor… Zaman yavaşlayacak, kalp biraz daha konuşacak. Ve belki hepimiz, biraz daha kendimiz olacağız.