Bir konser afişi, bir festival duyurusu, bir tiyatro etkinliği… Sosyal medyada karşımıza çıkan rengârenk paylaşımlar ilk bakışta hareketli bir yaşamı gösteriyor. Ancak Türkiye’de birçok genç için bu etkinlikler artık sadece uzaktan bakılan bir dünyanın parçası haline gelmiş durumda.
Çünkü bugün gençlerin en büyük sorunlarından biri yalnızca ekonomik zorluklar değil; fırsatlara ulaşamamak.
Eskiden kültürel etkinlikler gençlerin sosyalleşmesi, kendini geliştirmesi ve hayata karışması için önemli alanlardı. Bugün ise konser biletlerinden ulaşım masraflarına, yeme-içmeden konaklamaya kadar uzanan maliyetler birçok etkinliği gençler için erişilemez hale getiriyor.
Bir öğrenci artık bir konsere gitmeden önce sadece programına değil, hesabındaki paraya bakıyor. Bir tiyatro oyunu ya da festival çoğu genç için “istek” değil, lüks kategorisine giriyor.
Asıl sorun ise burada başlıyor:
Fırsat eşitsizliği.
Çünkü bazı gençler istedikleri etkinliğe rahatça ulaşabilirken, bazıları bırakın katılmayı, hayalini bile kuramıyor. Aynı ülkede yaşayan gençler arasında oluşan bu görünmez duvar, zamanla sosyal ayrışmayı da büyütüyor.
Oysa kültür ve sanat sadece eğlence değildir. Bir konser, bir tiyatro oyunu, bir atölye ya da festival; gençlerin dünyayı tanımasını, farklı insanlarla buluşmasını ve kendini ifade etmesini sağlar. Hayata karışan genç, özgüven kazanır. Üreten genç, gelişir. Ama imkânlara ulaşamayan genç giderek içine kapanır.
Bugün birçok genç sosyal medya üzerinden sürekli başka hayatlara tanıklık ediyor. Gidemedikleri etkinlikleri izliyor, katılamadıkları festivalleri ekranlardan takip ediyor. Bu durum zamanla sadece ekonomik değil, psikolojik bir eşitsizlik hissi de yaratıyor.
Belki de en acı olan şu:
Gençlik, hayatın en hareketli dönemi olması gerekirken giderek seyirciye dönüşüyor.
Bir toplumun geleceği gençlerin ne kadar hayata katılabildiğiyle ilgilidir. Eğer gençler sadece geçim derdine sıkışırsa, kültürden, sanattan ve sosyal yaşamdan uzaklaşırsa; toplum da zamanla renksizleşir.
Bu yüzden mesele yalnızca etkinlik fiyatları değildir. Mesele, gençlerin hayata eşit şekilde karışabilme hakkıdır.
Çünkü kültür ve sanat belli bir kesimin ayrıcalığı değil, herkesin ulaşabilmesi gereken ortak bir yaşam alanıdır.
Ve belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
Türkiye’de gençler gerçekten yaşıyor mu, yoksa sadece yetişmeye mi çalışıyor?