Her yıl 25 Kasım geldiğinde, acı bir gerçeğin gölgesi yeniden üzerimize düşüyor: Kadına yönelik şiddet hâlâ hayatımızın içinde, yanı başımızda, çoğu zaman da sessizliğin duvarları arasında büyüyor. Bu gün, yalnızca takvimde bir tarih değil; sesini duyuramayan, duyurmak isteyip de korkan, kimi zaman hayatta kalmak için mücadele veren milyonlarca kadının ortak çağrısıdır.
Şiddet, sadece birinin canını yakmak değildir. Bir kadının özgürlüğüne ket vuran, hayallerini küçülten, cesaretini budayan her davranış da bir şiddet biçimidir. Bazen bir söz, bazen bir bakış, bazen de “kimse duymasın” diye kapatılan kapılar ardında yaşananlar… Hepsi aynı acının yüzleridir.
Bugün, kadınların yaşadığı bu karanlık döngüyü görmezden gelmemenin, “bana dokunmayan” diye kenara çekilmemenin günüdür. Çünkü şiddetin görünmez sınırı yoktur; yaş, eğitim, ekonomik durum tanımaz. Her kadına dokunabilir. Bu yüzden mücadele yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının görevidir.
Asıl değişim, en yakınımızdakine kulak vermekle başlar. Bir arkadaşın yüzündeki gölgede, bir komşunun sesindeki titremede, bir meslektaşın gitgide azalan neşesinde saklı olabilir yardım çağrısı. Bazen bir “yanındayım” demek bile bir kadın için hayat çizgisi olur.
25 Kasım, yalnızca yaşanan acıları hatırlamak için değil; umudu büyütmek için de önemlidir. Çünkü her ses çıktığında, her adım atıldığında, her kadın cesaret bulduğunda değişim biraz daha mümkün hale gelir. Kadınların güvenle yaşayacağı bir dünya, sadece onların değil, hepimizin geleceğini güzelleştirir.
Kadınların hayatına değer veren bir toplum ancak dayanışmayla, farkındalıkla ve kararlılıkla kurulabilir.
Ve unutmayalım; bir kadının özgürlüğü, hepimizin özgürlüğüdür.