Yine unutulmaz bir festivalin son virajındayız. Onuncusunu büyük bir coşkuyla, gururla ve nesilden nesile aktarılan o eşsiz kültürümüzle kutladığımız Uluslararası Adana Lezzet Festivali, geride kalan günlerde sokaklarımızı saran kebap dumanları, neşeli kahkahalar ve müthiş bir enerjiyle adeta akıp gitti.
Seyhan Nehri üzerindeki o büyüleyici bin dronluk ışık şöleninden tutun da şehrin dört bir yanında kurulan devasa sofralara kadar her anı adeta bir rüya gibiydi. Kebaplar dürüldü, sıkmalar paylaşıldı, şalgamlar bardakları doldurdu; kısacası Adana misafirperverliğinin en sıcak, en samimi halini bir kez daha tüm dünyaya gösterdik.
Bu şehirde yemek asla sadece karın doyurma meselesi olmamıştır. Burada yemek; bir araya gelmektir, halleşmektir, sevgiyi ve hüznü aynı tabakta bölüşmektir. Sokaklarımızda kurulan o cıvıl cıvıl masalarda sadece midemiz değil, ruhumuz da doydu. Esnafımızın güler yüzü, misafirlerimizin gözlerindeki hayranlık ve Adana’nın o eşsiz sokak kültürü, bu festivali bizim için bir kez daha unutulmaz kıldı. İyi ki bu toprakların evladıyız, iyi ki bu lezzetlerin mirasçısıyız.
Ancak madalyonun bir de hayatın olağan akışına dönen, ertesi gün yüzü var. Bugün festivalin son günü. Yani bu tatlı, neşeli ve bir o kadar da kalorili kaçamakların ardından, o coşkulu masalardan kalkıp biraz da kendi bedenimize, özümüze "merhaba" deme vakti.
Yedirip içiren, cömertliğiyle nam salmış bu coğrafyanın sunduğu imkanlarla başımızın döndüğü bu harika günlerin ardından, şimdi hayatın dengesini yeniden kurma zamanı. Kilolarca kebap, ardı ardına gelen tatlılar, gece yarısı sokak lezzetleriyle yapılan o masum kaçamaklardan sonra, mideye ve ruha biraz "müsaade" etmek gerekiyor. Yarından itibaren o ağır ve nefis tabakları şimdilik geride bırakıp, tencerelerimizi biraz daha hafifletme, yeşile, suya, taze sebzelere ve sade beslenmeye dönme vakti.
Tabii ki yanlış anlaşılmasın; bu asla bir ceza ya da kısıtlama dönemi değil. Aksine, bu güzel şehrin bize sunduğu o bereketli Çukurova topraklarının taptaze otlarına, zeytinyağlılarına, mis gibi narenciye kokulu doğasına yeniden sarılmak için harika bir fırsat. Ne derler bilirsiniz; en güzel sofralar, bedenini dinlemeyi bilenlerin ve hayatın ritmini yakalayabilenlerin kurduğu sofralardır. Biraz mola vermek, bedeni dinlendirmek, ruhu arındırmak da bu hayatın bir parçası.
Adana bu festivali çok sevdi, biz de bu coşkuyu, bu neşeyi ve bu kültürü sonuna kadar hak ettik. İyi ki yedik, iyi ki gezdik, iyi ki bu şehre neşeli ve güzel gülümsememizle renk kattık. Şimdi biraz dinlenme, biraz hafifleme ve bu harika anıları hafızamıza kazıma zamanı. Ne de olsa Adana’nın enerjisi hiç bitmez; bugün azıcık detoks yapar, bedenimizi dinlendiririz, yarın yine o güzel dostluk masalarında, aynı neşeyle yeniden buluşuruz!