Kimi şehirler vardır; toprağını kazdığınızda altından tarih fışkırır, taşını dinlediğinizde medeniyetlerin fısıltısını duyarsınız, tenceresine baktığınızda ise insanlığın ortak hafızasını okursunuz.
Adana, bu coğrafyanın ruhudur, ana damarıdır, ateşin ve bereketin adeta yeryüzündeki tabiat Manifestosu’dur. Burada, Seyhan’ın suları kıvrıla kıvrıla akarken kenti serinletmez; aksine, bu topraklardaki o ezelî ve ebedî iştahı, yaşam tutkusunu daha da harlar. Şimdi bu mukaddes lezzet ocağı, takvimlerin en görkemli yaprağını çeviriyor ve onuncu yılını, adını tarihe altın harflerle yazdıracak devrim niteliğinde bir buluşmayla kutluyor.
"Acısıyla Tatlısıyla On Yıl, On’ca Lezzet" mottosuyla yola çıkan 10. Uluslararası Adana Lezzet Festivali, bu yıl çıtayı öyle bir rakıma çıkardı ki, bırakın Türkiye’yi, dünya gastronomi literatürünün merkezi şuan bizzat bu sokaklardır. Dün akşam saat 20.00’de Merkez Park’ın ve Seyhan’ın ardındaki gökyüzüne bakanlar, sadece yıldızları değil; bu toprakların bin yıllık hafızasının modern teknolojiyle nasıl kusursuz bir uyum yakaladığını, nefesleri kesen bir görsel şölene şahitlik ettiler. Geçtiğimiz yıl gökyüzünü aydınlatan o muazzam 200 dron, bu yıl tam 1000 drone ile devasa, insanı adeta hipnotize eden bir ışık ordusuna dönüştü. Gökyüzünde süzülen zırhlar, parlayan kebap şişleri, adeta birer tablo gibi işlenen şırdan motifleri ve Çukurova’nın beyaz altını pamuk tarlaları, geceyi gündüze çeviren bir ışık senfonisiyle yazıldı. Gökyüzü adeta bir Adana sofrasına döndü; lezzet, yerçekimine meydan okuyarak bulutların arasına nam saldı, çağımızın en büyük açık hava gösterilerinden biri olarak zihinlere kazındı.
Bir şehri anlamak için sadece haritasına bakmak, kütüphanelerinde tozlu rafları karıştırmak yetmez. O şehrin ruhunu kavramak istiyorsanız, sabaha karşı dükkanını açan ciğercinin bıçak sesine, sokak aralarından tüten odun ateşinin o melankolik ve bir o kadar iştah açıcı kokusuna karışmanız gerekir. Festival alanına adım attığınız an, sizi kucaklayan o mistik koku sadece etin ateşteki iradesi değildir; o, bin yıllık bir Mezopotamya, Toroslar ve Çukurova sentezinin, serin bir Akdeniz rüzgarıyla harmanlanmış halidir.
Bu yıl onuncusu kutlanan bu dev organizasyonun en büyük sırrı, köklerinden kopmadan, çağın ruhunu yakalayabilmesidir. Usta ellerin zırh çekerken çıkardığı o eşsiz ve ritmik ses ("tak-tak-tak"), festivalin kalp atışı gibi caddelere yayılıyor. Kebapçısından esnafına, dünya çapında Michelin yıldızlı şeflerinden, çoluk çocuk herkes bu dev kazanda, bu ortak neşede birleşiyor. Ciğerin o nefis dumanı, sabaha karşı kurulan sofraların o kadim neşesiyle birleştiğinde, Adana’da hayatın neden ibaret olduğu tek bir cümleyle özetleniyor: Anı yaşamak, iştahla yaşamak ve bu toprakların bereketine şükretmek.
Sadece Damakları Değil, Gönülleri Doyuran Bir Festivaller Zinciri
Şırdanıyla yüzleri gülümseten, tatlısının şerbetiyle yürekleri yumuşatan, acısıyla insanı hayata ve gerçeğe bağlayan bu festival, onuncu yılında sadece bir yemek buluşması olmadığını, bir kültür ve bir kardeşlik manifestosu olduğunu bir kez daha kanıtladı. 1000 dronun gökyüzüne çizdiği o muazzam figürler altında, ya da konserlerde ya da o etkinlik alanlarında o mahşeri kalabalığı izlerken insan derinden hissediyor; bu şehir, tarihin her döneminde karşılaştığı zorluklara, kavurucu sıcaklarına, coğrafi kaderine inat, neşesini ve inancını masanın etrafında birleşerek koruyor.
Adana bugün, sadece kendi insanını değil, dünyanın dört bir yanından gelen binlerce lezzet kaşifini aynı sofra etrafında buluşturuyor. Dil, din, ırk fark etmeksizin herkesin aynı zırh sesine kulak kabarttığı, aynı kebap dumanında hüzünleri unutup kahkahalara boğulduğu başka bir coğrafya bulamazsınız. Seyhan Nehri şahit ki; bu topraklarda ateş asla sönmez, zırh asla susmaz ve bu on yıllık destan, dillerden dillere, ocaktan ocağa nesiller boyu aktarılmaya devam eder.
Taşköprü’nün Gölgesinde Bin Yıllık Tarihe Saygı Duruşu
Adana’yı sadece bir lezzet durağı olarak görmek, bu topraklara büyük bir haksızlık olur. Zira bu şehir, Roma’dan Osmanlı’ya uzanan köklü tarihini her adımda fısıldayan bir açık hava müzesidir. Akşamın serinliğinde Seyhan Nehri’nin üzerinde tüm asaletiyle duran, dünyanın hala ayakta duran en eski köprülerinden Taşköprü, festivalin coşkusunu izlerken adeta geçmişle bugün arasında bir zaman tüneli açar. Sabancı Merkez Camii’nin ihtişamlı silueti, Büyük Saat’in ve tarihi çarşının yankısı bu şölene karışır. Adana bugün; çelikten zırhların ve ateşin ocağında pişen lezzetlerin, Seyhan’ın sularında tarihle modernliğin kucaklaştığı, bıçak seslerinin bir ulusun gurur marşına dönüştüğü yeryüzündeki en kudretli masaldır.