Ramazan ayı yaklaşıyor… Takvimde bir yaprak daha eksiliyor belki ama aslında hayatımıza eklenen çok şey var. Bir ay boyunca sadece aç kalmak değil mesele; durmak, düşünmek, anlamak ve paylaşmak. Ramazan, insanın kendine dönüp bakabildiği nadir zamanlardan biri.

Günün telaşı içinde ihmal ettiğimiz selamlar, ertelediğimiz iyilikler vardır. Ramazan, bütün bunları yeniden hatırlatır. Sofraya oturmadan önce beklemeyi öğretir; sabrı. Lokmayı paylaşırken başkasını düşünmeyi öğretir; merhameti. Bir selamla, bir tebessümle dünyayı biraz daha yaşanılır kılabileceğimizi fısıldar.

Bu ayda zaman daha yavaş akar sanki. Sahurda edilen dualar, iftara dakikalar kala hissedilen o tanıdık heyecan… Kapısı çalınan bir komşu, uzatılan bir tabak yemek, hâli sorulan bir büyük… Küçük görünen ama büyük anlamlar taşıyan anlar birikir.

Ramazan, yalnızca sofraları değil, gönülleri de bir araya getirir. Aynı duaya “âmin” demenin, aynı gökyüzüne bakarak beklemenin verdiği ortaklık hissi, insanı güçlendirir. Kim olduğumuzu, neyi neden yaptığımızı yeniden düşünmemize vesile olur.

Belki de Ramazan’ın en güzel tarafı budur: İnsan olmayı yeniden hatırlatması. Daha az konuşup daha çok dinlemeyi, daha az tüketip daha çok paylaşmayı… Kırmadan, incitmeden, acele etmeden yaşamayı.

Bu Ramazan’da da niyetimiz yalnızca oruç tutmak olmasın. Bir gönle dokunmak, bir yaraya merhem olmak, bir kalbi onarmak olsun. Çünkü Ramazan geçer ama bu ayda kazanılan güzellikler kalır.

Ramazan, hepimize iyi gelsin.