10 Kasım sabahı…
Her yıl aynı anda bir sessizlik iner ülkenin üzerine.
Saat 09.05 olduğunda rüzgâr bile yavaşlar, kuşlar bile susar.
Sanki zaman, bir insanın ardından saygıyla eğilmek için durur.

Oysa o, sadece bir lider değildi.
Bir milletin yeniden doğuşunu elleriyle yoğuran, yorgun bir halkın umudunu ateşleyen bir insandı.
Kalemiyle yol çizdi, yüreğiyle inandırdı, aklıyla inşa etti.
Bugün sahip olduğumuz her nefeste, onun ileriye bakan gözlerinin izi var.

10 Kasım, sadece bir yas günü değildir.
Bir hatırlayış, bir teşekkür, bir durup düşünme günüdür.
Bir ulusun var olma hikâyesini yeniden içimizde yaşattığımız gündür.
O yüzden her 10 Kasım’da, milyonlarca insanın kalbinde aynı duygular büyür:
“İyi ki vardın, iyi ki yol gösterdin.”

O sustuğunda, biz konuşmayı öğrendik.
O aramızdan ayrıldığında, aslında hiç gitmedi.
Her okuldaki çocuk sesinde, her fabrikada çalışan bir elin emeğinde,
her tarlada alın terine karışan bir kararlılıkta hâlâ var.

Belki de en çok o yüzden, 10 Kasım’da duran o bir dakikalık sessizlik, bir vedadan çok bir söz yenilemesidir.
“Bu yolu devam ettireceğiz” demenin en sade, en güçlü hâlidir.

Atatürk’ü anmak, sadece geçmişe dönüp bakmak değildir.
Onun bıraktığı ışığı bugüne taşımak,
geleceğe yürürken aynı inançla adım atmaktır.

Saat 09.05’te zaman bir kez daha duracak…
Ama kalplerdeki minnet, hiç durmayacak.