Bir grup lise öğrencisinin hayaliyle başlayan yolculuk, Türkiye birinciliğiyle sonuçlandı. “Emanet” filmi, gençlerin sanatla buluştuğunda neler başarabileceğini bir kez daha gösterdi.
Günümüzde gençlerden söz edildiğinde çoğu zaman olumsuzluklar ön plana çıkarılıyor. Telefonlarına gömüldükleri, kitap okumadıkları, üretmek yerine tüketmeyi tercih ettikleri yönünde eleştiriler sıkça dile getiriliyor.
Oysa zaman zaman ortaya çıkan bazı başarı hikâyeleri, gençlere yönelik bu genellemelerin ne kadar eksik olduğunu gözler önüne seriyor.
Adana Seyhan ÇEP Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin hazırladığı ve Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonunda düzenlenen yarışmada Türkiye birinciliği elde eden “Emanet” adlı kısa film de bu başarı hikâyelerinden biri.
Burada dikkat çekici olan sadece bir ödül kazanılmış olması değil.
Asıl önemli olan, bir grup lise öğrencisinin fikir üretmesi, senaryo yazması, kamera kullanması, kurgu yapması, oyunculuk sergilemesi ve ortaya bir sanat eseri koymasıdır.
Günümüzde kısa bir videonun bile saniyeler içinde tüketildiği bir çağda, dokuz dakikalık bir hikâye anlatmak ve bunu ulusal düzeyde ödülle taçlandırmak küçümsenecek bir başarı değildir.
Sanat, yalnızca sahnelerde ya da büyük şehirlerdeki kültür merkezlerinde üretilmez.
Bir okulun koridorunda, bir sınıfın içinde, bir öğretmenin rehberliğinde ve öğrencilerin hayalleriyle de sanat doğabilir. “Emanet” filmi bunun en güzel örneklerinden biri oldu.
Üstelik filmin konusu da son derece anlamlı. Ahilik kültürünü ve onun temel değerlerini merkeze alan bir yapımın gençler tarafından anlatılması, kültürel mirasın yeni kuşaklar tarafından sahiplenildiğini göstermesi açısından ayrıca değer taşıyor.
Çünkü toplumlar sadece ekonomik yatırımlarla değil, kültürel değerlerini yaşatarak da geleceğe hazırlanırlar.
Bu başarıda öğrenciler kadar öğretmenlerin ve okul yönetiminin de emeği bulunuyor. Eğitim yalnızca sınav sonuçlarından ibaret değildir.
Bir öğrencinin kamera arkasında görev alması, bir senaryo yazması, sahneye çıkması ya da bir projeyi ekip ruhuyla tamamlaması da eğitimin önemli parçalarıdır.
Belki bu öğrencilerden bazıları ileride sinema sektöründe yer alacak, bazıları farklı meslekler seçecek. Ancak hepsi bu süreçten üretmenin, paylaşmanın ve birlikte başarmanın değerini öğrenerek ayrılacak.
Bugün ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de tam olarak budur: Üreten, düşünen, araştıran ve ortaya eser koyabilen gençler.
Birincilik ödülü elbette önemli. Ancak bu hikâyede asıl ödül, gençlerin "biz de yapabiliriz" duygusunu kazanmış olmasıdır. Çünkü bir toplumun geleceği, gençlerine duyduğu güven kadar güçlüdür.
Ve görünen o ki, bu gençler kendilerine fırsat verildiğinde yalnızca bir film çekmiyor; aynı zamanda geleceğe umut da bırakıyorlar.