Bir zamanlar bir haberle sarsılırdık. Günlerce konuşulur, tartışılır, hatta yönünü değiştirirdi hayatın. Şimdi ise aynı gün içinde onlarca “sarsıcı” gelişmeye maruz kalıyoruz ama hiçbirine tam anlamıyla tepki veremiyoruz. Çünkü artık yorulduk. Hem de sadece fiziksel olarak değil; zihinsel ve duygusal olarak da tükenmiş durumdayız.

Sabah telefon ekranında başlayan maraton, geceye kadar kesintisiz sürüyor. Ekonomi, siyaset, adliye, üçüncü sayfa, felaketler… Her biri kendi içinde büyük, her biri ayrı bir ağırlık. Ama bu yoğunluk içinde hiçbirinin hakkını veremiyoruz. Birine üzülmeye çalışırken diğeri geliyor, ona odaklanmadan yenisi düşüyor gündeme. Sonunda hiçbirine tam olarak üzülmeyen, hiçbirine tam olarak tepki vermeyen bir topluma dönüşüyoruz.

Bu durumun adı açık: gündem yorgunluğu.

Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü bir toplumu ayakta tutan en önemli şeylerden biri, refleksleridir. Yanlışa tepki vermek, doğruyu savunmak, adaletsizlik karşısında ses yükseltmek… Bunlar zayıfladığında, sadece bireyler değil, toplumun kendisi de yavaş yavaş duyarsızlaşır. Ve en kötüsü, bu duyarsızlık fark edilmeden normalleşir.

Artık “yine mi?” diyerek geçiyoruz birçok haberi. Şaşırmıyoruz, öfkelenmiyoruz, hatta çoğu zaman hatırlamıyoruz bile. Dün çok konuşulan bir olay, bugün yerini bambaşka bir gündeme bırakıyor. Bu hız, olayların değil, tepkilerin tüketilmesine neden oluyor. Her şey hızla yaşanıyor ama aynı hızla unutuluyor.

Oysa unutmak, bazen en büyük kabulleniştir.

Gündem yorgunluğu sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda sistemin de işine gelen bir durum haline gelebilir. Çünkü sürekli değişen başlıklar, derinleşmeyen tartışmalar ve yüzeyde kalan tepkiler, kalıcı bir farkındalığın oluşmasını engeller. Böylece hiçbir konu tam anlamıyla sorgulanmaz, hiçbir mesele kökünden ele alınmaz.

Bir diğer boyutu da şu: İnsan zihni, sürekli olumsuzlukla baş edemez. Kendini korumak için bir noktadan sonra duyarsızlaşır. Bu aslında bir savunma mekanizmasıdır. Ama uzun vadede, empatiyi zayıflatır, toplumsal bağları gevşetir. Başkasının derdi, sadece birkaç saniyelik bir “kaydırma” hareketine dönüşür.

Peki çözüm ne?

Belki de ilk adım, her şeyi aynı anda tüketmeye çalışmamak. Daha az ama daha derin bakabilmek. Bir haberi sadece görmek değil, anlamaya çalışmak. Tepki vermek, sorgulamak ve gerektiğinde hatırlatmak.

Çünkü toplumlar, unuttukları kadar geriler.

Gündem yorgunluğu çağında yaşıyoruz, evet. Ama bu yorgunluğa teslim olmak zorunda değiliz. Bazen durup düşünmek, bazen de bir konunun peşini bırakmamak gerekir. Çünkü alıştığımız her şey, bir süre sonra kabul ettiğimiz gerçeğe dönüşür.

Ve en tehlikelisi de budur: Alışmak.