Yapılacaklar listemizde haftalardır duran bir iş vardır. Belki aranması gereken bir insan, belki yazılması gereken bir yazı, belki de hayatımızı değiştirecek kadar önemli bir karar... Her sabah "Bugün yapacağım." deriz, akşam olduğunda ise aynı cümleyi ertesi güne taşırız. Sonra da aynaya bakıp kendimizi tek bir kelimeyle yargılarız: "Tembelim."
Oysa gerçekten öyle miyiz? Tembel insan, yapmak istemediği için bekler; korkan insan ise yapmak istediği hâlde bekler. İşte bu ikisi arasındaki fark, dışarıdan bakıldığında görünmez. Çünkü erteleme çoğu zaman üşengeçlikten değil, insanın kendi zihninde büyüttüğü korkulardan doğar. Başarısız olmaktan korkarız, eleştirilmekten korkarız, beklentileri karşılayamamaktan korkarız. Hatta bazen başarılı olmaktan bile çekiniriz. Çünkü başarı, yeni sorumluluklar getirir; başarısızlık ise sadece hayal kırıklığı değil, egomuzla yüzleşmeyi de gerektirir.
İnsan zihni ilginçtir. Başlamadığı sürece kendini güvende hisseder. Yazmadığı kitabın mükemmel olduğuna inanabilir, açmadığı iş yerinin çok başarılı olacağını düşünebilir, söylemediği sözlerin her şeyi değiştireceğini hayal edebilir. Ama ilk adım atıldığı anda hayaller, gerçekle karşılaşır. İşte çoğumuzun kaçtığı yer tam da burasıdır.
Bu yüzden ertelemek, kısa süreli bir rahatlama sağlar. "Bugün değil." dediğimiz an içimizdeki baskı hafifler. Ancak ertesi gün aynı iş bizi yeniden bekler. Üstelik bu kez biraz daha büyümüş, biraz daha ağırlaşmış, biraz daha gözümüzde ulaşılmaz hâle gelmiştir. Günler geçtikçe yapılmayan iş değil, taşınan yük büyür.
Belki de en büyük yanılgımız, harekete geçmek için cesaret beklemektir. Oysa çoğu zaman cesaret, ilk adımı attıktan sonra gelir. İnsan yürümeye başlayınca korkuları küçülür; yerinde durdukça ise büyür. Bu yüzden hayat, kusursuz anı bekleyenleri değil, eksikleriyle yola çıkmayı göze alanları ödüllendirir.
Belki de mesele tembel olmak değildir. Belki de mesele, korkularımıza "bir gün" diyerek ömür boyu teslim olmaktır. Çünkü ertelenen sadece işler değildir; bazen hayaller, bazen mutluluklar, bazen de bir daha geri gelmeyecek yıllardır.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en dürüst soru şudur: Ben gerçekten tembel miyim, yoksa korkularımı erteleme bahanesiyle mi saklıyorum?