İnsan bağırmaz, kavga etmez, hesap da sormaz belki. Ama içinden sessizce birilerini hayatından çıkarır. Çünkü insan en çok da vefasızlığa kırılır.

Kötü günlerde yanında olduğunuz insanların, hayatı düzene girince size yabancı gibi davranması ağır gelir insana. Bir telefonla koştuğunuz insanlar vardır… Gecenin bir yarısı derdini dinledikleriniz… Maddi manevi yanında durduklarınız… Herkes giderken terk etmediğiniz insanlar…

Sonra bir bakarsınız; işleri yoluna girmiş, yüzü gülmüş, çevresi değişmiş… Ve sizi unutmuş.

İşte insanı yoran tam olarak budur.

Yokluk çoğu zaman o kadar acıtmaz. İnsan bazen parasızlığa, yorgunluğa, hayatın yüküne dayanır. Ama kıymet bilmeyen insana dayanamaz. Çünkü mesele yapılan iyiliğin karşılığını beklemek değildir. Mesele, bir selamı bile çok görmemektir.

Eskiden “vefa” diye bir şey vardı. Mahallede biri hastaysa kapısı çalınırdı. Cenazesi olanın evi boş kalmazdı. Düşenin elinden tutulurdu. İnsanlar birbirinin zor gününü unutmaktan utanırdı.

Şimdi ise herkes iyi gün dostu olmuş.

Kalabalık masalarda oturup en yalnız insanlara dönüştük. Birbirimizin omzunda ağlayıp sonra sokakta görmezden gelen insanlar olduk. Menfaat bitince muhabbetin de bittiği bir çağın içindeyiz.

Ne acı…

Oysa insanın karakteri iyi gününde belli olur. Çünkü zor zamanda destek istemek kolaydır. Asıl mesele, ayağa kalktıktan sonra yanında duranları unutmamaktır.

Bugün birçok insanın içinde sessiz kırgınlıklar var. Belki dile getirilmiyor ama taşınıyor. Çünkü bazı insanlar yapılan kötülüğü değil, gördüğü vefasızlığı unutamıyor.

Ve hayat garip bir şekilde herkese aynı gerçeği öğretiyor:

İnsan bazen en yakınından kırılıyor…
Ama en derin yarayı hep vefasızlık açıyor.