İnsanın bu dünyada sığındığı, rüzgârlara karşı direndiği, sevinçlerini büyütüp acılarını hafiflettiği en eski ve en hakiki evi neresidir diye sorsalar, verilecek cevap şüphesiz dildir. Bizler dünyayı gözlerimizle değil, ilk olarak kelimelerle idrak ederiz.

Beşikte kulaklarımıza fısıldanan ninnilerin tınısı, toprak kokulu maniler, dedelerimizin anlattığı masallardaki hikmet ve geçmişin o engin okyanusu hep dilin inceden inceye ördüğü tüllerden süzülüp ruhumuza ulaşır.

Takvimler 26 Eylül’ü gösterdiğinde, sıradan ve takvim yapraklarından ibaret bir günü idrak etmeyiz. O gün; bizi millet kılan, bin yılların süzgecinden geçerek bugüne ulaşan o kudretli nehrin yatağını selamlarız. Türk Dil Bayramı, hafızamızı tazeleyen, köklerimizi bize hatırlatan, benliğimize tutulmuş berrak bir aynadır. Çünkü dil, bir toplumun yalnızca anlaşma aracı değil, omurgasıdır. O omurga zedelendiğinde, millet ayakta durmakta zorlanır.

Tarih boyunca milletlerin kaderini tayin eden en büyük savaşlar meydanlarda değil, zihinlerde ve kelimelerde verilmiştir. Kelimelerimizi yitirdiğimizde, düşünme biçimimizi, estetik algımızı, tarihle kurduğumuz köprüyü ve en önemlisi birbirimizi anlama yetimizi kaybederiz. Yüzyıllar önce yazılan eserlerde vurgulandığı gibi, söz insanın yüz akı, toplumun ise ortak vicdanıdır. Vicdanı dilsiz bırakmak, bir milleti geleceksiz bırakmakla eş anlamlıdır.

Bugün içinde bulunduğumuz çağ, her şeyin hızla tüketildiği, dijitalleşmenin sınırları kaldırdığı ve dillerin birbirine benzediği karmaşık bir dönemdir. Küreselleşme kisvesi altında dillerin sığlaşması, kelime hazinelerinin erozyona uğraması karşısında durmak, hepimiz için millî bir ödevdir. Dilimizi sadece kurallardan ibaret kuru bir metin olarak görmek büyük bir yanılgıdır; o, nefes alan, büyüyen, zenginleşen ve nesilden nesile aktarılan canlı bir organizmadır. Genç nesillere okuma sevgisi aşılamak, Türkçenin o eşsiz tınısını, inceliğini ve derinliğini hissettirmek, yarınlarımıza yapabileceğimiz en büyük yatırımdır.

Kendi sesine, kendi dilinin köklerine yabancılaşan bir insan, er geç kendi özüne de yabancılaşır. Kendi coğrafyasının hikâyesini kendi diliyle yazamayanlar, başkalarının masallarında figüran olmaya mahkûm kalırlar. İşte bu yüzden Türkçeye sahip çıkmak; toprağa, bayrağa, tarihe ve istikbale sahip çıkmakla birebir aynı kapıya çıkar.

Bu duygu ve düşüncelerle; kültürümüzün, hafızamızın ve bizi biz yapan değerlerin en usta taşıyıcısı olan Türkçemizin hak ettiği bilinçle korunduğu, zenginleştiği nice yarınlar diliyorum. Türkçemizin o güzel ses bayrağı altında bir arada, kardeşçe ve sesimize sahip çıkarak yürümek ümidiyle; 26 Eylül Türk Dil Bayramımız kutlu olsun.