Her gün elimizden düşen şeyler var.
Boş bir pet şişe, yırtılmış bir poşet, kullanılmış bir kâğıt…
Elimizden düşerken aslında hayatımızdan da düşüyorlar.
Bizim için “işi bitmiş” oluyorlar.
Çöp kutusunun kapağı kapandığında mesele kapanmış gibi hissediyoruz.
Oysa kapanan sadece bir kapak.
Hikâye orada bitmiyor.
Bir pet şişe, doğada yüzlerce yıl kalabiliyor.
Bir kâğıt, yeniden hayat bulabilecekken toprağın yüküne dönüşebiliyor.
Bir cam şişe, kırılıp unutulduğunda değil; ayrıştırılıp geri döndüğünde anlam kazanıyor.
Atık dediğimiz şey, çoğu zaman doğanın dilinde atık değildir.
Yanlış yere bırakılmış bir ihtimaldir.
Yanlış alışkanlıklarla büyüttüğümüz bir sorumluluktur.
Bugün ayrıştırmadığımız her şey,
yarın bir çocuğun soluduğu hava,
bir ağacın tutunmaya çalıştığı toprak,
bir denizin taşıyamadığı yük olabilir.
Geri dönüşüm bir çevre meselesi olduğu kadar,
bir fark etme meselesidir.
“Benden sonra ne oluyor?” diye sormanın adıdır.
Belki dünyayı bir anda kurtarmayız.
Ama bir şişeyi doğru kutuya atmak,
bir kâğıdı çöpten ayırmak,
en azından şunu söyler:
“Ben farkındayım.”
Ve bazen bir farkındalık,
bir atıktan çok daha değerlidir.