Yerli Malı Haftası…
Takvimde bir hafta, ama aslında bir ömürlük alışkanlığın hatırlatması. Hele ki Adana gibi toprağı bereketli, sofrası zengin, emeği güçlü bir şehirde bu hafta yalnızca tasarrufu değil; kimliği, kültürü ve hafızayı da anlatır.
Adana’da yerli malı demek, sadece “yerli üretim” demek değildir. Yerli malı; Karaisalı’nın üzümünde, Kozan’ın portakalında, Ceyhan’ın buğdayında, Pozantı’nın elmasında hayat bulur. Sabah kahvaltısında sofraya gelen narenciyeden, akşam yemeğinde pişen kebaba kadar uzanan bir hikâyedir bu. Her lokmada bu toprağın emeği, her üründe bir ailenin alın teri vardır.
Yerli malı bilinci, Mahalle pazarında satılan yerli narenciyeye uzanan eldir, aslında Adana ekonomisine uzanır. Çünkü Adana’da üretilen Adana’da kalır; döner, dolaşır, yine bu kente nefes olur.
Bir de işin kültürel tarafı var. Analı-kızlı, içli köfte, şalgam, bici bici… Bunlar sadece yemek değil; kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam biçimidir. Yerli malını yaşatmak, bu tarifleri de yaşatmak demektir. Anneannelerden torunlara geçen mutfak kültürü, yerli olmanın en sıcak halidir.
Yerli Malı Haftası özellikle çocuklar için büyük bir fırsat. Bir portakalın markette değil, dalında yetiştiğini bilerek büyüyen çocuk; emeğe saygıyı da öğrenir, tutumlu olmayı da. Kendi değerlerini tanıyan çocuk, yarın bu şehrin geleceğini de daha sağlam inşa eder.
Adana’nın toprağı üretkendir, insanı çalışkandır. Bu şehir, ithal olanla değil; kendi emeğiyle büyür. Yerli malını tercih etmek, sadece ekonomik bir tercih değil; Adana’ya, Adanalıya ve bu toprağın geleceğine verilen bir destektir.
Belki de Yerli Malı Haftası bize şunu hatırlatıyor:
Gelecek, köklerini unutmayan şehirlerin omuzlarında yükselir.
Adana da o kökleri en güçlü şehirlerden biridir.