19 Eylül Gaziler Günü, aslında bir milletin hafızasının canlı tutulduğu günlerden biridir. Çünkü gazi, yalnızca kahramanlık nişanesi taşıyan bir unvan değildir; bir ömrün, bir bedenin, bir yüreğin vatan uğruna adandığının işaretidir.

Gaziler, bizlere sadece tarih anlatmaz; geleceğe nasıl yürümemiz gerektiğini de fısıldar. Onların sessizliği bile öğüt gibidir. Kimi zaman sakladıkları acıları, kimi zaman gösterdikleri gülümseme… Hepsi aynı şeyi hatırlatır: “Vatan, fedakârlıkla ayakta kalır.”

Her Gazi Bir Yaşayan Tarih

Okullarda kitaplardan öğrendiğimiz tarihi, gazilerimizin yüzlerinde, sözlerinde ve duruşlarında hissederiz. Onlar, yaşayan birer sayfa gibidir. Çocuklarımızın bir gün yanlarına oturup, ‘Dede, nasıl oldu?’ diye sorması; millet olmanın değerinin kalplere işlemesine vesile olur. Çünkü unuttuğumuzda, köklerimiz de zayıflar.

Gazilere yapılacak en büyük teşekkür, onları yalnız bırakmamaktır. Bir gün kapılarını çalmak, bir sohbetlerini dinlemek, bir bayramda ellerini öpmek… Belki de en kıymetlisi, onların bıraktığı emanete sahip çıkmaktır. Çünkü her gazi, bize yalnızca bir vatan değil; aynı zamanda sorumluluk bırakmıştır.