Yeni trafik yasası gündemde. Cezalar artıyor, denetimler sıklaşıyor, ehliyete el koyma sürelerinin uzatılması konuşuluyor. Toplumun büyük kısmı bu tabloya aynı gerekçeyle yaklaşıyor: Güvenlik için şart.

Gerçekten de trafikte yaşananlar ortada. Kırmızı ışık ihlalleri, kontrolsüz hız, direksiyon başında telefon kullanımı… Her gün birileri başkasının sorumsuzluğunun bedelini ödüyor.

Ancak mesele yalnızca cezayı artırmaksa, asıl soruyu sormadan ilerliyoruz:
Sorun direksiyonda mı, yoksa zihniyette mi?

Trafik aslında bir teknik alan değil, toplumsal bir davranış alanıdır. Sinyal vermemek, şerit ihlali yapmak ya da ambulansa yol vermemek basit bir sürüş hatası değildir. Bunlar, birlikte yaşama kültürüyle doğrudan ilgilidir.

Yeni düzenlemeler korku üzerinden davranışı değiştirmeyi hedefliyor. Mantık açık: Ceza büyürse ihlal azalır. Bu yaklaşım kısa vadede sonuç verebilir. Ancak uzun vadede kalıcı bir dönüşüm sağlaması zordur. Çünkü korku, davranışı geçici olarak frenler; bilinç ise alışkanlığı değiştirir.

Bugün ceza ihtimali nedeniyle kurala uyan bir sürücü, denetimin zayıf olduğunu düşündüğü anda eski alışkanlıklarına dönebilir.

Öte yandan denetim mekanizmalarının artması, toplumda başka bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Kameralarla ve cezalarla şekillenen bir sistem, güvenli bir toplum mu oluşturur, yoksa gergin bir toplum mu?

Devletin görevi yalnızca cezalandırmak değildir; güven duygusu inşa etmektir. Kurallar herkese eşit uygulanıyorsa denetim güven verir. Ancak seçici uygulanıyorsa, aynı denetim baskı algısına dönüşebilir.

Bugün asıl eksik olan nokta burada ortaya çıkıyor. Sürücülere araç kullanmayı öğretiyoruz ama birlikte yaşamayı öğretmiyoruz. Ehliyet almak teknik bir yeterlilik gibi görülüyor. Oysa bu, toplumsal sorumluluk belgesidir.

Okullarda trafik kültürü yeterince güçlü değil. Sürücü eğitimleri davranış odaklı değil. Buna rağmen çözümü yalnızca cezayı artırmakta arıyoruz.

Yeni trafik yasası gerekli olabilir. Cezalar caydırıcı da olabilir. Ancak gerçek çözüm asfaltı değil, anlayışı değiştirmekten geçer.

Yolları genişletmek kolaydır. Zihniyeti değiştirmek zordur.

Çünkü trafik kazaları çoğu zaman hatadan değil, alışkanlıktan doğar.
Alışkanlıklar ise ceza ile değil, kültürle değişir.

Sonuçta mesele şu soruya dayanır:
Direksiyon başındaki insan mı değişecek, yoksa yalnızca sistem mi sertleşecek?