Bir zamanlar yaz tatili denildiğinde akla uzun günler, sokakta oynanan oyunlar, akşam ezanına kadar eve dönmemek ve arkadaşlarla geçirilen saatler gelirdi. Okulların kapanmasıyla başlayan o günlerde zaman sanki daha yavaş ilerlerdi. Üstelik eğlenmek için çok fazla şeye de ihtiyaç yoktu.
Bisiklete binmek, saklambaç oynamak, mahallede arkadaşlarla buluşmak, dondurma almak için bakkala gitmek bile günün önemli bir parçası olabilirdi. Yaz akşamlarında balkonlarda oturulur, komşular sohbet eder, çocuklar ise biraz daha dışarıda kalabilmek için ailelerinden izin almaya çalışırdı.
Bugünün çocuklarının yazları ise doğal olarak çok farklı. Teknoloji artık hayatın ayrılmaz bir parçası. Telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve oyun konsolları çocukların eğlence anlayışında önemli bir yer tutuyor. Sosyal medya ve dijital oyunlar sayesinde arkadaşlıklar bile kimi zaman aynı sokakta değil, ekranların karşısında devam ediyor.
Elbette her kuşağın çocukluğu kendi döneminin şartları içinde şekilleniyor. Bu nedenle geçmişi bütünüyle güzel, bugünü ise bütünüyle olumsuz görmek doğru olmaz. Bugünün çocukları bizim çocukluğumuzda ulaşamadığımız pek çok bilgiye ve imkâna kolaylıkla erişebiliyor. Dünyanın başka bir köşesindeki bir çocukla konuşabiliyor, merak ettiği bir konuyu birkaç saniye içinde öğrenebiliyor.
Yine de insan eski yazları düşündüğünde bazı şeyleri özlüyor.
Belki de özlediğimiz yalnızca sokakta oynadığımız oyunlar değil. Zamanı düşünmeden yaşamak, küçük şeylerle mutlu olmak ve ertesi gün için büyük planlara ihtiyaç duymamak…
Çocukluğumuzun yazları aslında bir yere gitmedi. Onlar, hatırladığımız bir sokakta, eski bir bisiklette, bir dondurmanın tadında ve yıllar sonra bile yüzümüzde tebessüm bırakan anılarda kaldı.