Bugün gazetecilere çiçek verilir, mesajlar atılır, sosyal medyada “özveri” kelimesi bol bol kullanılır. Ertesi gün ise o çiçekler solar, o kelimeler unutulur. Gazeteci yine sahadadır. Yine yalnızdır. Yine “acaba”larla çalışır.
Eskiden gazetecilik sabır işiydi. Daktilo sesi vardı, mürekkep kokusu vardı, editörün bakışı bile haberin kaderini belirlerdi. Şimdi hız var. Çok hız. O kadar hız ki bazen haber değil, sadece “ilk olma telaşı” dolaşıyor ortalıkta. Ama bir şey değişmedi: Bedel yine gazeteciye kesiliyor.
Bugün herkes gazeteci. Telefonu olan, hesabı olan, paylaşım yapan… Ama iş bedel ödemeye gelince, iş mahkemeye çağrılmaya, ilan kesilmeye gelince o kalabalık bir anda dağılıyor. Gerçek gazeteci, işte o an ortaya çıkıyor.
10 Ocak, gazetecinin alkış günü değildir. Gazetecinin “neden bu işi yapıyorum” diye kendine sorduğu gündür. Çünkü bu meslek, mesaiyle ölçülmez. Saatle bitmez. Vicdanla yapılır. Cesaretle sürdürülür.
Bugün gazetecilik zor. Evet.
Bugün gazetecilik yıpratıcı. Doğru.
Ama bugün gazetecilik her zamankinden daha gerekli.
Çünkü bilgi kirliliği var. Çünkü algı var. Çünkü sessizlik bazen manşetten daha tehlikeli. Ve gazeteci susarsa, gerçeğin sesi kısılır.
10 Ocak’ta gazeteciye “kutlu olsun” demek yetmez.
10 Ocak’ta gazeteciyi anlamak gerekir.
Nasıl çalıştığını, hangi şartlarda direndiğini, neden hâlâ kalem tuttuğunu görmek gerekir.
Bu bir meslek günü değil.
Bu bir hafıza günüdür.
Ve şunu açık açık söyleyelim:
Gazetecilik bitmez. Bitirilemez.
Çünkü gerçek, her zaman bir yolunu bulur.
Tüm meslektaşlarımın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.