Yılbaşı…
Kimi için süslü çam ağaçları, kimi için uzun sofralar, kimi içinse sessiz bir gece. Ama özü aynı: Bir yıl daha geçip gitti. Geriye ne kaldı, işte asıl mesele bu.
Bizde yılbaşı genelde yanlış yerden tartışılır. “Kutlanır mı, kutlanmaz mı?” diye debelenir dururuz. Oysa yılbaşı bir inanç meselesi değil, bir muhasebe anıdır. İnsan kendine bakar: Ne yaptım, neyi erteledim, kimi kırdım, kimin elini tuttum?
Eskiden büyükler yıl bitince “Bir hayrın dokundu mu bu yıl?” diye sorardı. Ajanda yoktu, uygulama yoktu ama vicdan terazisi sapasağlamdı. Şimdi her şey kayıtlı ama hesap hep eksik.
2025’i uğurlarken şunu açıkça söyleyelim: Kolay bir yıl değildi. Geçim zordu, sabır daha da zordu. Umut bazen lüks gibi geldi. Ama hâlâ ayaktaysak, hâlâ konuşabiliyorsak, hâlâ itiraz edebiliyorsak; demek ki bitmiş sayılmayız.
Yeni yıl sihirli bir kapı değil. 1 Ocak sabahı mucizeyle uyanmayacağız. Ama niyet edebiliriz. Daha dürüst olmaya, daha az susmaya, daha çok sahip çıkmaya… Memlekete, sokağa, insana.
Büyük hedefler şart değil. Bazen bir yanlışın karşısında durmak, bazen bir çocuğun başını okşamak, bazen “bu böyle gitmez” demek bile yeter.
Yeni yıl dilekleri klişe derler. Olsun. Bazı klişeler eskimez.
Adalet, huzur, sağlık… Bunlar modası geçen kelimeler değil.
Takvim değişiyor, evet.
Asıl soru şu: Biz değişmeye niyetli miyiz?