HER ŞEYİNİZİ YAŞARKEN KULLANIN….
Yaşam anlıktır. Anlık yaşayıp hayatın tadını anlık çıkarın. Çok geç olmadan kendiniz için aldığınız her şeyin keyfini çıkararak kullanın. Çünkü tüm bunları yapmak için ikinci bir şansınız olmayacak.
Siz hiç ölmüş ev gördünüz mü ? ya da ölmüş bir evde bir gece kaldınız mı ?
Duvarların perdelerle solduğu ,mobilyaların adeta soğuk bir tabakayla kaplandığı ,Çini ve porselen tabakların şık dolaplarında öldüğü, en güzel fincanların ,çay takımlarının ,gümüş tepsilerin ,kristal vazoların, kristal bardakların ve şık vazoların raflarda can verdiği bir evde.
Bir ev ,içinde yaşayanlar öldüğü anda ölmez, evin ölümü daha uzun sürer ,onun ölümü illaki daha yavaş ve daha acılıdır.
Cevizden yapılma büfelerde açılmayan çekmeceler içindekiler ölür önce .Gümüş çatal bıçak takımları ve kutu kutu dantel sehpa örtüleri, rahibe işi masa örtüleri ölür .Hiç kullanılmamış olsa bile o çekmecelerde o kutularda yaşayan örtüler ,evin sahibi öldükten sonraki ‘’göz atılmalar’’ sırasında büyük bir acıyla ölürler. Çekmecesiyle birlikte ölürler, çekmecenin ferforje kulpu ,topuzlu anahtarı, üzerindeki camlı büfesi ,bir iki bakılmadan sonra ölür.
Sonra yerdeki Herekler ,Bünyanlar, Isparta halıları vardır sırada. Yıllarca üzerinde gezen sahibinin şık terlikleriyle gezdikleri ,terliklerinin topukları delmez de, ondan sonra gelenlerin ‘acaba ne yapsak bunları’ bakışları kurşuna dizilmiş misali deler, öldürür onları. Cevizden yapılma oymalı masalar ölür ‘ah nasıl taşıyacağız bunları’ laflarını duyunca. Çeşitli yerlerden severek alınmış biblolar ölür ‘kime vereceğiz bunları’ sözleri üzerlerinde uçuşunca.
Onca yıl yaşanan evdeki aynaların sırları azalmıştır .Yatak bazası altındaki hurçta misafir takımları, havlular lavanta keseleri öylecene durur. Dolapta asılı duran elbiseler buruk bir özlemle sahibini bekler.
Bakılmayan fotoğraflar ,bakılmadıkları yerlerde yaşarlar ‘nereye atacağız şimdi bunları’ diye bakan ilk kişinin ellerinde ölürler.
Siz hiç ölmüş bir evde kaldınız mı ? Kalmayınız…Ölmezsiniz ama yüreğiniz yaralanır.