Trafik… Hepimizin her gün içinde olduğu ama çoğu zaman sadece direksiyon başına geçtiğimizde düşündüğü bir gerçeklik.

Trafik… Hepimizin her gün içinde olduğu ama çoğu zaman sadece direksiyon başına geçtiğimizde düşündüğü bir gerçeklik.

Sabah işe giderken, çocuğumuzu okula bırakırken, memlekete bayram yolculuğuna çıkarken ya da birkaç kilometrelik kısa bir mesafede bile aslında hepimiz aynı düzenin bir parçasıyız.

Ancak ne yazık ki bu düzen her geçen gün biraz daha karmaşık, biraz daha tehlikeli bir hâl alıyor.

Son dönemde trafik cezalarındaki artışlar kamuoyunda geniş yankı uyandırıyor. Kırmızı ışık ihlali, aşırı hız, telefon kullanımı, emniyet kemeri takmama, alkollü araç kullanımı gibi pek çok başlıkta cezalar yükseliyor.

Kimi vatandaş bu cezaları caydırıcı bulurken, kimileri ekonomik yük olarak değerlendiriyor. Ama burada asıl sormamız gereken soru şu: Trafikte düzeni sağlamak için yalnızca ceza yeterli mi?

Birçok kişi direksiyon başına geçtiği an sanki başka bir karaktere bürünüyor. Günlük hayatta sakin olan insanlar trafikte sabırsız, öfkeli ve tahammülsüz davranabiliyor.

Kırmızı ışığın birkaç saniyesini beklemek istemeyenler, emniyet şeridini kendi hakkı gibi kullananlar, dönüş sinyalini gereksiz görenler…

Bunlar yalnızca “küçük ihlaller” değil. Bazen bir insanın hayatını değiştiren, bir aileyi yasa boğan zincirin ilk halkası olabiliyor.

Özellikle bayram dönemlerinde yollar daha da yoğunlaşıyor. İnsanlar sevdiklerine kavuşmak için yola çıkıyor ama ne yazık ki her bayramın ardından televizyon ekranlarında benzer haberleri izliyoruz.

Bir dikkatsizlik, birkaç saniyelik hız tutkusu, uykusuz direksiyon başı… Ve geride kalan büyük acılar. Oysa bayramlar kavuşmanın zamanı olmalı, ayrılığın değil.

Elbette kurallar uygulanmalı ve ihlallerin karşılığı olmalı.

Ancak trafik meselesini yalnızca “ceza kesmek” üzerinden okumak eksik olur. Trafik aynı zamanda bir kültür meselesidir. Saygıdır. Empatidir.

Karşıdan karşıya geçmeye çalışan yayaya yol vermektir. “Ben geçeyim de ne olursa olsun” anlayışından vazgeçmektir.

Belki de artık şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Trafikte gerçekten kurallardan mı kaçıyoruz, yoksa birbirimize olan saygımızı mı kaybediyoruz?

Çünkü unutmayalım; direksiyon başında verilen küçük bir yanlış karar, bir ömrün en büyük pişmanlığına dönüşebilir. Bayramlar, tatiller, yolculuklar güzel anılar bırakmalı. Bir telefonla gelen kötü haber değil.