Adana’da artan hayat pahalılığı, vatandaşın mutfağını doğrudan etkiliyor. Pazarda file küçülürken, geçim derdi artık toplumun ortak gündemi haline geliyor.

Bir zamanlar bereketiyle anılan Adana’da bugün en çok konuşulan konuların başında geçim sıkıntısı geliyor. Verimli toprakların ortasında yaşayan binlerce insan, artık pazara çıkarken file değil hesap makinesi taşıyor.

Çünkü mesele artık sadece alışveriş yapmak değil; eksilterek yaşayabilmek.

Semt pazarlarında fiyat etiketlerine bakan vatandaşın ilk tepkisi çoğu zaman şaşkınlık oluyor. Geçen yıl kilosu uygun diye kasa kasa alınan sebze ve meyveler bugün tane hesabıyla satın alınıyor.

Biberin, domatesin, limonun memleketinde vatandaş evine eli dolu dönemiyor. Üstelik mesele yalnızca gıda da değil. Elektrik, su, doğalgaz, kira, ulaşım ve eğitim giderleri derken maaşlar daha ay ortası gelmeden eriyip gidiyor.

Adana gibi üretim potansiyeli yüksek bir şehirde bile vatandaşın mutfağını doldurmakta zorlanması düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor. Çukurova’nın bereketli topraklarında yetişen ürünlerin sofraya ulaşana kadar katlanan maliyeti hem üreticiyi hem tüketiciyi sıkıştırıyor.

Çiftçi artan gübre, mazot ve sulama giderlerinden şikâyet ederken; vatandaş da pazardaki fiyatlardan yakınıyor. Arada kaybolan ise ekonomik denge oluyor.

Özellikle dar gelirli aileler için yaşam artık temel ihtiyaçları sıralama meselesine dönüştü. Kimi aile et tüketimini ayda bire düşürüyor, kimi çocuklarının istediğini almak yerine yalnızca zorunlu ihtiyaçlara yöneliyor.

Emekliler için durum daha ağır. Yıllarca çalıştıktan sonra bugün pazarda birkaç poşeti doldurmanın hesabını yapmak zorunda kalıyorlar.

Esnafın durumu da vatandaştan çok farklı değil. Küçük işletmeler artan maliyetler nedeniyle ayakta kalma savaşı veriyor.

Elektrik faturası, kira ve personel giderleri karşısında birçok işletme ya küçülmeye gidiyor ya da kepenk kapatmanın eşiğine geliyor. Kent ekonomisinin temel taşı olan küçük esnaf, artık günü kurtarma hesabı yapıyor.

Oysa Adana sadece sıcağıyla değil üretimiyle, ticaretiyle, tarımıyla güçlü bir şehir. Ancak ekonomik dalgalanmalar toplumun her kesiminde aynı soruyu büyütüyor: Bu kadar üreten bir şehirde insanlar neden geçinemiyor?

Bugün vatandaşın beklentisi büyük vaatlerden önce nefes alabilmek. Pazara gittiğinde file doldurabilmek, çocuğunun istediğini geri çevirmemek, ay sonunu korkmadan beklemek istiyor. Çünkü mutfakta başlayan sorun, zamanla toplumun moralini, huzurunu ve geleceğe olan güvenini de etkiliyor.

Bir şehrin gerçek nabzı meydanlarda değil, mutfaklarında atar. Ve bugün Adana’nın mutfağında kaynayan şey çoğu zaman tencere değil, geçim derdi oluyor.