HARRE ÇOCUKLARI

Yayınlama: 24.01.2023
A+
A-

Babası belli olmayan – belirlenemeyen Harre Çocukları.. (Evlâd-ül Harre)

Bilindiği üzere İslam peygamberi Muhammed ölür ölmez geride kalanlardan bazıları arasında saltanat ve taht mücadelesi başlamıştı. İslâm tarihinin üzeri örtülen ve mümkün olduğunca dillendirilmeyen en ibret verici meselelerinden olan bu hadise, Yezid bin Muaviye’nin Halifeliği hakkında şikayetleri olan müslüman Medine’li halkın üzerine gönderilen İslam Hilafet Ordusu tarafından meydana getirilmiştir.

Kerbelâ katliamından üç yıl sonra yapılan bu
saldırı sırasında ferman ve vaizle izin verilerek İslam’ın ilk başkenti Medine’de 3 gün boyunca 20.Bin kişiden oluşan orduya herşeyi yapmak dinen mübâh kılınmıştır.

Aralarında Sahabeler ve ailelerinin de yeraldığı binlerce insanın vahşice öldürülüp yaralandığı, mallarına, hayvanlarına kastedildiği bu 3 günlük süre zarfında, sâbi, genç, yaşlı farketmeksizin Medine’li kadınlara karşı büyük çaplı tecavüzler furyası meydana gelmişti. İşte bu tecavüzlerin sonucunda doğan çocuklara da ‘Evlâdü’l-Harre’ denilmiştir. Birçok Sahabenin ailesi ve kabilesi tarihten silinirken, saldırılar, en utanç verici ve acımasız haliyle gerçekleştirilmişti.

Medine’nin yalnızca kılıçla değil döllemeyle de fethedilmesi gerektiğini düşünen Halife Yezid bin Muaviye, Müslim bin Utbe komutasındaki tüm askerlere verdiği emirde, kadınlara üstüste tecavüz edilmesini böylece yeni neslin imanlı ve daha sadık olacağını ifade ederken, direnen herkesin katline de ulemaca cevaz verilmiştir.

Üstelik bunlar kan dökmenin yasak olduğu iki haram aylardan birincisi olan Zilhicce ayında meydana geliyordu.
Kan dökmenin yasak olduğu aylardan bir diğeri olan Muharremde de Kerbelâ’yı kana bulayan bu insanlar oysa İslami öğretileri ve değerleri bizzat Muhammed ve sahabelerinden almıştı.
Bu yılların adına da “Asr-ı Saadet” denilmiştir.

İslâmiyet öncesinde herhangi bir siyasi otorite ve devletleri olmayan Arap kabilelerini bir araya getiren siyasi otorite ve oluşan bu zenginliğin akıllarını baştan aldığı taraflar, saltanat ve taht adına tüm insani değerleri yerle bir etmekten tarihin hiçbir döneminde geri durmamışlardır.

(Bilindiği üzere 4 Halife’nin 3’ü eceliyle ölmedi.
Muhammed ölünce, dul kalan eşlerinden Aişe, yine Muhammed’in damadı ve amcasının oğlu olan Hz.Ali’ye savaş açmıştı. İki İslam ordusu arasında geçen Cemel savaşında 15.000 kişi ölmüştü. Hz Ali ve Emeviler arasında meydana gelecek olan Sıffin Savaşında da 30.000 kişi ölmüştü)

Emeviler, Sahabeler ve de Kûfe merkezli Şiî’ler arasında cereyan eden bu güç mücadelesinde katliamın boyutu ve tecavüzlerin halk üzerinde yarattığı tahribat, dönemin İslâm ulemasının da başını ağrıtmıştır. Taberî ve Buharî sadece bu tecavüzler sonucu doğan Harre Çocuklarının sayısını 970 olarak verir, daha sonra bunların öldürülüp öldürülmemesi hakkında tartışma ve ihtilaflar uzun süre devam etmiştir.

Ebû Süfyan, oğlu Muaviye ve onun oğlu Yezid’in Müslümanlığını ve İmanını sorgulayan ve kabul etmeyen özellikle Şii dünyası ve yapılanlara hep bir bahane arayan Sünni çevrelerin üzerinde hiç durmadıkları en önemli hususlardan biri: Kendilerine verilen emirleri asla sorgulamadan, kişisel menfaat ve korkuların da etkisiyle derhâl yerine getiren bu kitlelerin, bu motivasyonlarını İslamın yapısal olarak “Güce Tapan” bir toplum
inşaa eder hale gelmesinden almalarıdır.

Günümüzde Sünni din adamları, önde gelenler ve tarikâtler, bu ve benzer meselelere dair;
“Onlar kılıçlarını bulaştırmışlar pek bir faydası olmamış biz dilimizi bulaştırırsak bu sadece bize zarardır, üzerini deşelemek doğru olmaz” demektedirler..

Emevilerin ardından Hilafet makamı Abbasilere geçmişti ve tam da bu dönemde uzak Asya’dan Anadolu’ya uzanan yeni bir güç olarak doğan ve devlet kuran Selçuklu Türkleri, yeni geldikleri bu bölgenin sosyolojik yapısına bağlı stratejik bazı sebeplerden dolayı İslamiyeti benimsediler ve süratle bu dininin koruyuculuğunu üstlendiler..
Bu süreçte İslamiyet üzerindeki Arap adet ve töresinin yıkıcı etkilerinin görülmesi ile birlikte Türk boyları arasında kabul görmeyen-Türklerin yaşamlarına ters düşen bu yönler, Hoca Ahmet Yesevi gibi birçok Erenler tezgahından geçerek Anadolu’ya taşınmış ve günümüzde bir nebze de olsa varlığını devam ettiren temiz Anadolu Müslümanlığının temelleri oluşturulmuştur.

ALİ OKAN SARICA
DENİZLİ -Kırk Tatarlar -2015
Turcology -Turkic Historia Studies

(Alıntıdır)

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.