Maltepe’de yaşanan ve 5 vatandaşımızın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan bina çöküşü, kentsel dönüşüm süreçlerindeki denetim eksikliğini ve güvenlik zafiyetlerini acı bir şekilde yeniden gündeme getirdi.
Geçtiğimiz günlerde Maltepe’de yaşanan ve 5 insanımızın hayatını kaybetmesine yol açan bina çöküşü, hepimize bir kez daha acı bir gerçeği hatırlattı. Üstelik hayatını kaybeden vatandaşlarımızın, kentsel dönüşüm nedeniyle geçici olarak bu binaya taşınmış olmaları olayın trajik boyutunu daha da derinleştiriyor. Yüksek kiralar karşısında daha güvenli bir yaşam ararken, ihmaller zincirinin ortasında kalan hayatlar, kentleşme ve dönüşüm süreçlerimizi yeniden sorgulamamızı zorunlu kılıyor.
Türkiye bir deprem ülkesi ve kentsel dönüşüm artık bir tercih değil, ertelenemez bir zorunluluk. Ancak dönüşümün sadece binaları yıkıp yerine yenilerini dikmekten ibaret olmadığını anlamak zorundayız. Eski binalardan tahliye edilen vatandaşların geçici olarak sığındığı yapıların denetimi, kullanılan malzemelerin standartlara uygunluğu ve inşaat süreçlerindeki teknik denetimler en az dönüşümün kendisi kadar hayati öneme sahip. Sahadaki en ufak bir denetimsizlik ya da ihmal, telafisi imkansız kayıplara yol açabiliyor.
Güvenli bir geleceği inşa etmek; yalnızca planlama aşamasında değil, sürecin her bir adımında insan hayatını merkeze alan sıkı bir denetim mekanizmasıyla mümkündür. Kentsel dönüşümü sadece bir gayrimenkul ya da inşaat hamlesi olarak değil, doğrudan doğruya bir "yaşam hakkı mücadelesi" olarak ele almalı; yapı stokumuzun her bir halkasını aynı ciddiyetle güvenli hale getirmeliyiz.