Toplum olarak engellilik meselesine yıllardır aynı yerden bakıyoruz ama aynı hatayı da tekrarlıyoruz: Sorunu engelli bireylerde arıyoruz. Oysa sorun, insanların fiziksel ya da zihinsel durumlarında değil; onların yaşamını zorlaştıran, erişimi kısıtlayan ve fırsatları eşitlemeyen düzende yatıyor. Bir şehri dolaşırken bunu açıkça görmek mümkün. Kaldırım yüksekliğiyle bile mücadele eden, bir binanın girişine yapılmamış rampanın önünde çaresizce duran, toplu taşımaya binebilmek için yardım beklemek zorunda kalan insanlar aslında engelli değil; engellenen insanlar.
Ne yazık ki bizde hâlâ “yardım” kültürü, “hak” kültürünün önüne geçiyor. Bir engelli bireyin bir yere ulaşabilmesi, bir hizmeti alabilmesi ya da bir eğitim ortamına erişebilmesi, çoğu zaman bir başkasının iyi niyetine kalıyor. Oysa mesele iyi niyetle çözülmez. İhtiyaç duyulan şey, sistemli ve kalıcı bir değişimdir. Çünkü bir toplumun vicdanı, en çok da dezavantajlı kesimlere nasıl davrandığıyla ölçülür.
Bugün hâlâ iş ilanlarında “engelli çalıştırma zorunluluğu” bir yasal mecburiyet olarak duruyor. Yani sistem, engelli bireyi istihdam etmeyi bir fırsat değil, bir yükümlülük olarak görüyor. Eğitimde ise benzer bir tablo karşımızda. Erişilebilir materyal, uygun sınıf ortamı, destek mekanizmaları hâlâ yaygın değil. Üstelik bu eksiklikler, bireyin eğitim hayatında değil; tüm hayatında iz bırakıyor.
Engelli bireylerin bize ihtiyacı yok; bizim bakış açımızın değişmeye ihtiyacı var. Çünkü engellilik, bireyin yaşamla kurduğu ilişkinin bir parçası olabilir, evet. Ancak engel olmak, tamamen insan eliyle yaratılan bir durumdur. Bu nedenle meseleyi “onlara özel çözümler” üreterek değil, herkesi kapsayan bir yaşam düzeni kurarak çözebiliriz.
Engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak, dev bir projeye, büyük bütçelere ya da gösterişli kampanyalara bağlı değil. Kaldırımı düzgün yapmak, kamu binalarını erişilebilir hâle getirmek, işitme engelliler için bilgi kanallarını çeşitlendirmek, eğitim ortamlarını uyarlamak… Bunlar basit ama etkili adımlar. Bir toplumun gerçek sınavı da işte bu basit adımları atmaktaki kararlılığıdır.
Engellilik bir eksiklik değildir. Eksiklik, toplumun bu gerçeği hâlâ tam olarak anlayamamasıdır. Biz bakış açımızı değiştirdiğimiz anda, sadece bir grubun değil, tüm toplumun hayatı kolaylaşacaktır.