Doç. Dr. Hanife Usta Atmaca, kimyasal adıyla sodyum klorür (NaCl) olan tuzun vücutta elektrolit görevi üstlendiğini ve sıvı dengesinde kritik bir rol oynadığını belirtti. Aşırı tuz tüketiminin vücutta su tutulmasına ve kan hacminin artmasına neden olduğunu ifade eden Atmaca, bu durumun doğrudan kan basıncını yükselttiğini vurguladı. Atmaca, oluşan hipertansiyona bağlı olarak miyokard infarktüsü (kalp krizi), kalp yetmezliği, iskemik ve hemorajik inme gibi kardiyovasküler hastalık risklerinin belirgin şekilde arttığını söyledi.
Tuzun bilinen en önemli etkisinin hipertansiyon olduğunu kaydeden Atmaca, bunun yanı sıra fazla tuzun böbreklerde hiperfiltrasyona neden olarak böbrek yetmezliğine zemin hazırladığını ve özellikle diyabet hastalarında bu riskin daha ciddi boyutlara ulaştığını aktardı.
Mide kanseri ve osteoporoz riskini artırıyor
Uzun vadede fazla sodyum alımının böbreklerden kalsiyum atılımını artırarak osteoporoz (kemik erimesi) gelişimini kolaylaştırdığını belirten Doç. Dr. Atmaca, tuzun mide sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine de dikkat çekti. Fazla tuzun midede irritasyona ve buna bağlı bakteri kolonizasyonuna yol açabildiğini dile getiren Atmaca, özellikle tuz alımının işlenmiş gıdalarla birlikte olmasının mide kanseri riskini artırdığını ifade etti. Atmaca ayrıca, aşırı tuzun karaciğer yağlanması, demans ve insülin direnci oluşumunu kolaylaştırdığını gösteren bilimsel kanıtlar bulunduğunu da sözlerine ekledi.
Günlük limit sadece bir çay kaşığı
Dünya Sağlık Örgütünün 2026 yılı verilerine atıfta bulunan Doç. Dr. Atmaca, sağlıklı bir yetişkinin günlük tuz tüketiminin en fazla 5 gram olması gerektiğini, bunun da yaklaşık bir çay kaşığı dolusu tuza ya da 2 bin miligram sodyuma eş değer olduğunu açıkladı. Günlük tuz ihtiyacının yaklaşık yüzde 75-80'inin yemeklere sonradan eklenen tuzdan değil, hazır gıdalardaki "gizli tuzdan" kaynaklandığına işaret eden Atmaca; işlenmiş et ürünleri, hazır çorbalar, bulyonlar, turşular, salamura ürünler, peynir çeşitleri, hazır soslar, atıştırmalıklar ile hazır ve dondurulmuş gıdaların yüksek miktarda sodyum içerdiğini aktardı.
Bir kase hazır çorbanın günlük tuz ihtiyacının yarısından fazlasını tek başına karşılayabildiğini vurgulayan Atmaca, bireylerin yemeklerini ev ortamında hazırlayarak eklenen tuz miktarını doğrudan kontrol altında tutmalarını önerdi.
Etiket okuma alışkanlığı ve tuzluk yönetimi
Yemekleri lezzetlendirmek için karabiber, kekik, nane, kimyon, pul biber, sarımsak ve limon suyu gibi alternatiflerin kullanılabileceğini belirten Atmaca, zaman içinde damak tadının düşük tuz seviyesine uyum sağladığının bilimsel olarak kanıtlandığını söyledi. Sofrada tuzluk bulundurulmamasını ve yemeğin tadına bakılmadan tuz atılmamasını öneren Atmaca, paketli ürünlerde etiket okuma alışkanlığının önemine değinerek, "100 gramda 1,25 gram sodyum, yani yaklaşık 3 gram tuz üzerindeki ürünler yüksek tuzlu kabul edilir. Daha düşük tuz içeren ürünler tercih edilmelidir." dedi. Bol su tüketiminin böbreklerin fazla sodyumu atmasına yardımcı olduğunu fakat asıl çözümün tuzu azaltmak olduğunu belirtti.
Düşük sodyumlu tuzlar kimler için uygun?
Son yıllarda kullanımı artan düşük sodyumlu tuzlara dair de bilgi veren Doç. Dr. Atmaca, bu ürünlerin klasik sofra tuzundaki sodyum oranının düşürülüp yerine potasyum klorür eklenmesiyle üretildiğini anlattı. Bu tuzların yaklaşık yüzde 65-70 oranında sodyum klorür, yüzde 25-30 oranında potasyum klorür ve yüzde 10 civarında magnezyum sülfat içerdiğini belirten Atmaca, aynı miktarda kullanıldığında vücuda giren sodyumun yüzde 30 azaldığını, potasyum alımının ise arttığını kaydetti.
Hipertansiyon hastaları, kalp-damar hastalığı riski taşıyanlar ve orta yaş üzerindeki bireylerin bu tuzlardan fayda görebileceğini ifade eden Atmaca, Dünya Sağlık Örgütü kılavuzlarına göre böbrek hastalığı bulunmayan ve potasyum atılımını engelleyen ilaç kullanmayan yetişkinlerin düşük sodyumlu tuzları tercih edebileceğini bildirdi.




