ABD ile İran arasında şubat ayının son gününde başlayan ve küresel ticaret için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla sonuçlanan savaş süreci, uluslararası varlık fiyatlarının yönü üzerinde temel belirleyici unsur haline geldi. Yaşanan bu gerilim ikliminde taraflardan gelen ve risk algısını değiştiren açıklamalar, piyasalardaki oynaklığı en üst seviyeye çıkardı. Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması nedeniyle tırmanışa geçen enerji fiyatları, başta Fed olmak üzere dünyanın önde gelen merkez bankalarının para politikalarına yönelik projeksiyonları ve faiz beklentilerini tamamen kökten değiştirdi.
Fed'in faiz politikası ve enflasyonist baskılar
Orta Doğu'da patlak veren savaştan önceki dönemde, ABD Merkez Bankasından (Fed) bu yıl içinde faiz indirim döngüsüne başlaması bekleniyordu. Ancak savaşın ardından enerji maliyetlerindeki yükselişin enflasyonist baskıları canlı tutması, bu beklentileri rafa kaldırdı. Güncel para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Bankanın yıl sonuna kadar faiz indirimine gitmeyeceği, aksine enflasyon risklerinin sürmesi durumunda yeni bir faiz artırım hamlesi yapabileceği tahmin ediliyor. Faiz getirmeyen bir varlık olan altın, faiz oranlarının yüksek seyrettiği veya arttığı dönemlerde fırsat maliyetinin yükselmesi nedeniyle yatırımcı nezdinde cazibesini kaybediyor.
Altının ocak rekorundan mayıs düşüşüne uzanan seyri
2026 yılına 4 bin 313 dolar seviyesinden başlangıç yapan altının onsu, yılın ilk iki ayında oldukça güçlü bir performans sergilemişti. ABD yönetiminin Grönland'ı satın alma girişimi neticesinde Avrupa ülkeleriyle yaşanan gerilim, küresel ticaret politikalarındaki belirsizlikler, yapay zeka ile teknoloji şirketlerindeki yüksek değerleme endişeleri ve merkez bankalarının yoğun fiziki talebiyle ocak ayında 5 bin 600 doları test ederek tarihi rekorunu kırdı. Ocak ayını yüzde 12,4 kazançla 4 bin 849 dolardan kapatan ons altın, şubatta da yüzde 8,5 yükselerek 5 bin 263 dolara ulaştı.
Ancak mart ayından itibaren Orta Doğu kaynaklı jeopolitik risklerin ekonomik verilere yansımasıyla ibre tersine döndü. Mart ayında bir ara 4 bin 99 dolara kadar gerileyen ons altın, bu ayı yüzde 11,32 düşüşle 4 bin 667 dolardan tamamladı ve bu gerileme 2008 küresel finans krizinden bu yana yaşanan en sert aylık düşüş olarak kayıtlara geçti. Düşüş trendi sonraki aylarda da devam ederek nisanda yüzde 1, mayısta ise yüzde 1,77 oranında kayıpla sürdü. Mayıs ayını 4 bin 540 dolardan kapatan kıymetli maden, böylece art arda üç ay boyunca değer kaybetmiş oldu.
Gümüş fiyatlarında endüstriyel toparlanma
Benzer küresel dinamikler gümüş piyasasında da yüksek oynaklığa sebebiyet verdi. Gümüşün hem finansal bir yatırım aracı olması hem de güneş paneli üretimi başta olmak üzere endüstriyel alanlarda kritik bir rol oynaması, fiyat hareketlerinin daha sert yaşanmasına yol açtı. Yıla 71 dolar seviyesinden başlayan gümüşün onsu, ocak ayında 121,7 dolara ulaşarak rekor kırdı ve ayı yüzde 17,2 artışla 83,3 dolardan kapattı. Şubat ayında da yükselişini sürdürerek yüzde 12,6 artışla 93,8 dolara ulaşan gümüş, martta savaşın etkisiyle 61 dolara kadar geriledi ve ayı yüzde 19,9 kayıpla 75,1 dolardan kapattı. Nisanda da yüzde 1,8 değer kaybederek 73,7 dolara inen gümüşün onsu, mayıs ayı sonunda gelen alımlarla toparlanarak yüzde 2,1 artış kaydetti ve 75,3 dolara yükselerek iki aylık düşüş serisini sonlandırdı.
Uzmanlardan yüksek enerji maliyeti uyarısı
Saxo Capital Emtia Strateji Başkanı Ole Hansen, konuya ilişkin yaptığı teknik değerlendirmede, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinde yaşanan uzun süreli aksamaların petrol, doğal gaz ve rafine yakıt fiyatlarını yüksek seviyelerde tuttuğunu belirtti. Hansen, bu durumun tarihsel olarak altın fiyatlarını desteklemeyen bir piyasa ortamı yarattığına dikkat çekti. Jeopolitik gelişmelerin bu kez klasik bir güvenli liman talebi oluşturmak yerine, enerji maliyetleri üzerinden küresel enflasyon endişelerini tetiklediğini ifade eden Hansen; bu tablonun tahvil getirilerini yükselttiğini, ABD dolarını güçlendirdiğini ve Fed'in parasal gevşeme adımlarını ertelemesine yol açtığını vurguladı.
Hansen, jeopolitik durumun sakinleşmesi ve enerji şoklarının hafiflemesi durumunda, yatırımcıların uzun vadeli yapısal temalara yeniden odaklanacağını öngördü. Uzman, bu yapısal temaların başında ise merkez bankalarının süregelen altın talebi ile Çin'den gelen güçlü yerel talebin yer aldığını sözlerine ekledi.




