5 Aralık 1934… Takvimde sadece bir gün değil; bir milletin dünyaya meydan okuyuşu, bir toplumun kendi evlatlarına duyduğu güvenin ilanıdır. Türk kadını o gün yalnızca oy kullanma hakkı kazanmadı, aynı zamanda “Ben de varım” diyerek yüzyılların sessizliğini bozdu. Aradan 91 yıl geçti ama bu devrimin taşıdığı anlam hâlâ taze, hâlâ yol gösterici… Çünkü eşitlik, kanunla başlar; hayatın içine yerleştiğinde gerçek olur.
Her tarih aynı ağırlıkla yazılmaz. Kimi tarihler sıradan günlerin arasına sıkışır gider, kimi tarihler ise bir milletin kaderini değiştirir. 5 Aralık 1934 tam da böyle bir gün…
Türk kadınının yalnızca siyasal hak kazandığı değil, aynı zamanda “Bu ülkenin geleceğinde benim de sözüm var” dediği tarihtir.
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını düşündüğümüzde, toplumun büyük çoğunluğunun eğitime erişemediği, kadının kamusal alanda neredeyse hiç görünmediği bir dönemden bahsediyoruz. İşte tam bu nedenle, Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıması, yalnızca bir hukuk düzenlemesi değil; çağın ötesine uzanan, dünyanın henüz hazır olmadığı bir devrimdir.
Çünkü unutmayalım: Türk kadını 1934’te bu haklara kavuştuğunda, Fransa’da 1944’tü, İsviçre’de ise takvim 1971’i gösteriyordu.
Peki, 5 Aralık sadece geçmişimizin övünçle hatırladığı bir başarı mıdır? Hayır. Aynı zamanda bugünümüzün aynasıdır. Çünkü bugün hâlâ siyasette, yönetimde, karar mekanizmalarında eşit temsil sağlanabilmiş değil.
Kadının güçlendirilmesini konuşuyor, şiddetle mücadeleyi tartışıyor, eşitlik için kampanyalar düzenliyoruz. Bu tablo bize şunu hatırlatıyor: Atatürk’ün açtığı yolun ruhu hâlâ günceldir ve tamamlanması gereken daha çok iş vardır.
Kadının siyasette var olması, sadece temsil meselesi değildir. Kadının düşüncesi, sezgisi, emeği ve adalet duygusu siyasal mekanizmalara nüfuz etmeden demokrasi tam anlamıyla nefes alamaz. 1934’te atılan o dev adımın değeri, bugün karar verici mevkilerde daha çok kadını gördükçe büyüyecek; toplum, kadınla birlikte ilerledikçe gerçek anlamını bulacaktır.
5 Aralık’ın bize hatırlattığı önemli bir başka gerçek daha var: Haklar, bir kere kazanılınca ebediyen garanti altına alınmış olmaz. Korunması, geliştirilmesi, güçlendirilmesi gerekir. Bu, toplumsal bir bilinç, siyasal bir irade ve en önemlisi kadınların dayanışmasıyla mümkündür.
Çünkü kadınlar yalnızca hak talep eden değil; bu ülkenin kalkınmasında, aydınlanmasında, adalet arayışında taşıyıcı rol üstlenen bir güçtür.
Bugün, 5 Aralık’ın 91 yıl sonrasında, o tarihin sessiz kahramanlarını saygıyla anıyoruz: Hak talep ederken baskıya direnen kadınları, oy vermenin ötesinde düşüncesini örgütlemeye çalışanları, meclise giren ilk kadın milletvekillerini ve Cumhuriyet’in aydınlık geleceği için yol açan tüm cesur isimleri…
Bir ülkenin gerçek ilerlemesi, kadınlarının özgürlüğü ile ölçülür. İşte bu yüzden 5 Aralık yalnızca bir hatırlama günü değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Bizlere düşen görev, o devrimin ışığını bugünün karanlık noktalarına taşımak; her alanda eşitliği konuşmakla yetinmeyip uygulamaktır.
Ve belki de en önemlisi: Kadının sesi yükseldikçe, toplumun vicdanı daha gür duyulur.