Adana Veteriner Hekimler Odası Başkanı Nihat Köse, sokak hayvanları sorunuyla ilgili en etkili ve tek yolun kısırlaştırmadan geçtiğini belirterek, ‘’Şu anda Adana'da 250 tane veteriner kliniği var. Bu kliniklerin tamamıyla, biz kısırlaştırmaya, destek vermeye hazırız. Ve bunu maliyetine yapacağız. Bunu yetkililere de söyledim. ‘Tamam’ dediler; ama ne yazık ki unutuldu’’ dedi.
Dünya Hayvan Hakları Koruma günü kapsamında, Adana Veteriner Hekimler Odası’nın duayen Başkanı Nihat Köse’yi ziyaret ederek, özellikle sokak hayvanları konusunda merak edilen soruları yönelttik kendisine. Sorularımıza içten ve samimi cevaplar veren Başkan Köse, önemli açıklamalarda bulundu. İşte o röportaj;

Dünya Hayvanları Koruma Günü ile alakalı vereceğiniz mesajlarla sohbetimize başlayabilir miyiz?
Böyle bir günün olması, sahipsiz hayvan sorunlarının hatırlatılması anlamında çok önemli. Hayvanları korumak, onların yaşam hakkına saygı göstermek, aslında insanın kendi doğasına ve vicdanına da sahip çıkmasıdır. Bunu bir güne sığdırmayalım. Hayvanların her gün korunmaya ihtiyacı var. Bilincin, her yıla yayılması gerekiyor. Ülkemizde, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu bulunuyor. Yakın geçmişte, yasada bir takım değişiklikler yapıldı. Daha önce sistem şöyle yürüyordu. Sokaktaki sahipsiz hayvanı al, aşıla, kısırlaştır, hastaysa tedavi et ve aldığın yere geri bırak... Yasa şimdi şöyle değişti; topla, aşıla, kısırlaştır ve barınakta alıkoy. Yani, sokağa geri bırakmama şeklinde oluştu. Yasa zamanında doğru uygulansaydı, biz veteriner hekimlerin söylediği gibi kısırlaştırma faaliyetleri geçmişten bu yana düzenli yapılsaydı, bugün bu yasanın buralara gelmesi gerekmiyordu. Çünkü sokaklarda hayvanlar çoğalınca bazı insanlar da rahatsız oldular. Ve ‘’Sokakta hayvan olmalı mı olmamalı mı?’’ şeklinde, toplum neredeyse her şey dolduğu gibi burada da ikiye bölündü. Yapılan düzenlemede şöyle bir handikap var. Bütün belediyelerin hayvan barınakları yok. Barınağı olan belediyeler, hayvanı alıp barınağa götürürse geri bırakmaları durumunda 210 bin lira para cezası ödeyecek. Yani sokaktan bir hayvan aldı, alıp götürdü barınağa, kısırlaştırdı… Geri bırakırsa hayvanın başına 210 bin lira cezası var. Bu beraberinde şunu doğurdu; belediyeler hayvanları sokaklardan alamaz hale geldiler. Çünkü alıp götürüp kısırlaştırıp bırakamayacağı için alamaz duruma geldi. Dolayısıyla, kısırlaştırma sayılarını geriye çekti bu. Başlangıçta hızlı bir toplama, alıp götürme olduysa bile barınak kapasiteleri yetmediği için diğer hayvanları alıp götüremediler. Bir şehirde daire başkanlığı yapan bir arkadaşım var. Kısırlaştırma sayısı 2 bin 500 iken 250'ye kadar düştüğünü söylüyor. Kötü olan şu; barınağı olmayan belediyelere de 2028'e kadar barınak yapmak için süre verildi. Hayvanları bugün toplayacağız; ama koyacağımız bir barınak yok. İşler içinden çıkılmaz hal alınca, bugünlerde İçişleri Bakanlığı aracılığıyla doğal yaşam alanları oluşturulmaya çalışılıyor. Orman arazilerinden yerler tahsis ediliyor. Türkiye'nin bütün ilerinde hayvanları koruma kurulu var. O kurullar toplandı. Ben de katıldım Adana'dan. İsteyen belediyelere ormanlarından arazi tahsis edilecek. Ve oraları da hayvanlara aktarılacak. Burada da şöyle bir sorun var. Oralarda da yaşam alanı oluşturmak zorundayız. Hayvanları oraya atmak çözüm değil. Çünkü orada hayvanlar birbirlerini parçalayacak duruma gelir. Hayvanı kesinlikle kısırlaştıracaksınız. Orayı da bölmelere ayıracaksınız, gölgelikler kuracaksınız, beslenme ve sulama alanları oluşturacaksınız. Kısırlaştırma da oralarda yapılacaksa ameliyathaneler kuracaksınız. Ameliyattan sonra bir bakım alanları açacaksınız. Doğal yaşam alanlarının altyapısını yapmak da bir süre zaman alacaktır.

Mevcut yasanın sorunun çözümüne odaklı iyi taraflarını nasıl değerlendirirsiniz?
Yasadaki yeni düzenlemenin şöyle de iyi bir tarafı var. Büyükşehir belediyeleri bütçelerinin binde 3, ilçe belediyelerde binde 5’ini hayvan rehabilitasyonu ve sahipsiz hayvanlar için harcamak zorunda. Böyle bir kural konuldu. İçişleri Bakanlığı'nın bugünlerde bu işi çok ciddiye aldığını biliyorum. Bakanlıktan bütün illere yetkililer görevlendiriliyor, komisyonlar kuruluyor. Bu sorunu çözmeye çalışıyorlar. Belediyelere bir kural daha koydular. Büyükşehir belediyeleri Veteriner İşleri ve Halk Sağlığı Daire Başkanlığı kuracak. İlçe belediyeleri ise Veteriner İşleri Müdürlüğü kuracak. Belediyeler bu işi çok ciddiye almadıkları için başkanlık ve müdürlükleri bir süre kurmadı. Şu an çok az yerde kuruldu. Kuranlar da önlerine gelen meslekten adamları atadılar. Kimine öğretmen atadılar, kimine avukat atadılar, kimine paramedik atadılar. Veteriner İşleri ve Halk Sağlığı Daire Başkanlığı kuruyorsunuz. Başına da hukukçu atıyorsunuz. Bunun mantığı olabilir mi?
Geçmişe nazaran Türkiye'de ve Adana'da hayvansever sayısının çoğaldığını görüyoruz. Bunun en etkili sebepleri ne olabilir?
Özellikle sosyal medyada kedi-köpek videolarına yapılan yorumlara baktığımızda veya bir hayvana yapılan bir eziyetin görseli paylaşıldığı zaman altında binlerce sahip çıkan hayvanseverin tepkilerini görüyoruz. Bundan 20-30 sene evvel, bizim asıl çocukluk dönemlerimizde hayvanlara karşı bir hassasiyeti yoktu. Hayvan hayatını kaybetmiş olsa bile insan bakıp geçer, ‘kedidir, köpektir’ falan derdi. Sanıyorum bu sosyologların daha çok araştırması gereken bir şey; ama ben şöyle düşünüyorum. Toplumsal yaşam biçimi değişti. İnsanlar bir miktar bireyselleştiler. O nedenle evlerinde ev hayvanı çok beslenmeye başladılar. Onları kendilerine arkadaş edindiler. Çağın getirdiği koşturmanın içinde sevecek, akşam birlikte olacak kimseleri yok. Artık büyük aile yok. İnsanların çoğu çocuk bile yapmıyorlar, hatta evlenmiyorlar bile. Aile yapısında bir değişiklik var. Kediyi, köpeği ya da bir ev hayvanını kendi ev arkadaşı olarak değerlendirmeye başladı insanlar. Evlat olarak görüyorlar. Evin bir bireyi, halkı olarak değerlendiriyor insanlar. Bu olumlu bir şey. Çünkü bilimsel araştırmalar gösteriyor ki çocukluğunda evinde hayvan olan insanlar, sevgiyle tanıştığı için daha empati kurabilen birey oluyorlar. Ben hep iddia ediyorum, güzellik kurtaracak dünyayı ve bir hayvanı sevmekle başlayacak her şey. Hayvanı sevmeyen insanı sevmiyor, insanı sevmeyen doğayı sevmiyor. İnsan sevgisi olmayanlar birbirlerini öldürüyor, bıçaklıyor.

Toplumda, hayvanları koruma içgüdüsünün oluştuğunu söyleyebilir miyiz?
Oluştu. Bunda basının etkisi vardır, sosyal medyanın etkisi vardır, iletişimin etkisi vardır. İnsanlar eskiden hayvanlarını severlerdi; ama köpek beslemek, koruyucu köpek beslemek, kedi beslemek fare avcısı gibi beslemekti. Ama şimdi insanlar onu sadece evin bir bireyi olarak besliyorlar, evlerinde besliyorlar.
Hayvan hassasiyetinin artmasında mama lobisinin etkili olduğu söyleniyor. Buna katılıyor musunuz?
Her şeyde bir kirlilik var. Burada da bir kirliliğin olduğunu ben de kabul ediyorum. Hayvanseverlerin yüzde 95’ini tenzih ederim; ama aralarında tabii ki hayvan sevmeyi sevenler de var. Yani bunu iş haline getirenler de var. Basına yansıdığı için rahatlıkla konuşabiliyorum. Bir hayvansever grup olduğunu iddia eden birisi. İşte yakalandı, tutuklandı, yargılandı, bilmem ne yaptı. Yani bunu ticarete dökenler de var. Biz hayvanın ticari meta olarak kullanmasına karşıyız. Üretilmesine karşıyız. Pet hayvanlardan bahsediyorum. Üretilmesine karşıyız. Eğer hayvanı seviyorsanız, hayvanı besliyorsanız mutlaka sahipsiz hayvanlardan sahiplenerek onu beslemeniz lazım. Doğrudur, dünyada bir mama lobisi de vardır; ama bu hayvan sayısını artırmaya yönelik değil. Aralarında ticari bir rekabet var. İnsanların hayvan sevgisinin artırılması için mama lobileri bir şey yapıyorsa buna da kötü bir şey diyemem. Sokaklara artık yemekleri döküyorlar. Hayvanlar yemiyorsa kokuşuyor. Mikrop yuvası oluyor, ürüyor. Yiyen hayvan hasta oluyor. Artık yemek yerine evimizin önüne mama koymamızın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra; özellikle vurgulamak istiyorum ki veteriner hekim sayısının artmasına biz veteriner hekimler olarak karşıyız. Bu ülkenin, bu kadar veteriner fakültesine ihtiyacı yok. Hemen buradan belirteyim. Bu kadar çok veteriner hekim gerekmiyor. Dünya’da üçüncüyüz veteriner fakültesi sayısı anlamında. Bu doğru değil. Bu kadar çok veteriner hekimin artmasının bir yararı yok. İnsanlar, yetkililerimiz hayvancılığı geliştirmenin yolunun veteriner hekim sayısını artırmak olduğunu sanıyorlar. Yanlış biliyorlar. Hayvan sayısını artırmak gerekiyor. Meslekte kaliteyi artırmak, fakültelerde kaliteyi artırmak gerekiyor.
Bir eleştiri de ‘’Hayvanlar mamaya alıştırıldı. Fare yakalamayı, zararlı haşere yakalamayı bıraktılar. Fareler artık cirit atıyor’’ şeklinde oluyor. Bunun doğruluk payı olabilir mi sizce?
Paris'te sokak kedilerini yok edince, Paris'i farelerin bastığını söylendi. Yani, kedinin doğasında fare bulup sonra müdahale etmek vardır. Belki doğrudur, hayvanları sürekli mamayla beslerseniz bir miktar tembelleşebilir; ama ne yapalım, yani aç kalmasına mı izin verelim? O halde kısırlaştıralım popülasyonu azaltalım. Şu konuda uyarmak istiyorum. Okul çevrelerinde hayvanı beslemek, özellikle köpekleri okul çevresinde beslemeyi alıştırmak doğru değil. Çocuklar korkabiliyor. Zaten köpeklerin zaman zaman bir takım huzursuzlukları olabiliyor.

Avrupa’da sokak hayvanı sorunu olmadığını biliyoruz. Onlar nasıl aşmışlar?
Bazı ülkelerde sokaktaki hayvanları alıp uyuttukları da var. Bizler, uyutulmasına kesinlikle karşıyız. Nr yazık ki bizler ülkemizde sorunu bekliyoruz, bekliyoruz, bekliyoruz ve bekliyoruz… İçinden çıkılmaz hale gelince çözmeye çalışıyoruz. Ben 12 yıllık oda başkanıyım. 12 yıldır söylüyorum belediyelere, ‘veteriner hekim istihdam edin ve hayvan barınağı kurun, kısırlaştırmayı mutlaka hızlandırın’ diye. Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi kısırlaştırma kampanyası ile iki yıl içinde bir sorunu çözmeyi taahhüt etti; ama ilgi gösterilmedi. Biz veteriner hekimler olarak elimizi taşın altına koymaya hazırız. Kısırlaştırma yapmaya hazırız; ama hekime yakışır şekilde kısırlaştırma yapmaya hazırız. Belediyeler hemen bugün çok hızlı şekilde barınaklarını oluşturmalı. Çok hızlı şekilde veteriner işlerine müdürlüklerini kurmalı. Biz serbest veteriner hekimler olarak kısırlaştırmaya, destek vermeye hazırız. Daha önce de söylemiştim, belediye teklifte vermiştim. Şimdi yine buradan da söylüyorum. O da asgari ücret tariflerinin yüzde 50'sine, yani maliyetine kısırlaştırmaya, destek vermeye hazırız; ama belediyeler kendi müdürlüklerini kendi veteriner hekimlerini oluşturmazsa, ben bir serbest veteriner kliniğine gidip, ‘’hayvanın ameliyattan sonraki bir hafta bakımını da siz yapacaksınız’’ nasıl diyebilirim? Şu anda Adana'da 250 tane klinik var. Bu kliniklerin tamamıyla biz kısırlaştırmaya, destek vermeye hazır olduğumuzu söyledim. ‘Tamam’ dediler; ama ne yazık ki unutuldu.
Adana’da tahmini kaç sokak hayvanı var ve barınak kapasitesi kaç?
Şu an Adana’nın barınak kapasitesi 10 bin civarında. Sokakta ise ilçeler dahil 50 bin köpek, 100 bin kedi olduğunu tahmin ediyoruz.





