Hak-İş Konfederasyonu Adana İl Başkanı ve Hizmet İş Sendikası Adana Şube Başkanı Bekir Hakan Durna; tartışılmaya başlanan asgari ücret zammının çok mühim olmadığını dile getirdi ve ekledi;

Hayat pahalılığının önlenmesi daha önemli

Geçim derdinin yanı sıra insanca yaşama savaşı veren işçi ve emekçilerin eşit haklara sahip olması için girdiği mücadelede uzun yılları ardında bırakan ve amacı doğrultusunda edindiği başarılarla ‘İşçi Ağabeyi’ olarak tanınan Hak-İş Konfederasyonu Adana İl Başkanı ve Hizmet İş Sendikası Adana Şube Başkanı Bekir Hakan Durna, röportaj konuğumuz olarak sorularımızı yanıtladı. Önemli açıklamalarda bulunan Başkan Durna ile ilgiyle okuyacağınız keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İşte o röportaj;

Durna Enflasyonun Erimesi Asgari Ücret Zammından Daha Mühim (1)

Hak İş ve Hizmet İş’ten biraz bahseder misiniz?

Türkiye'nin ikinci büyük işçi konfederasyonu olan Hak-İş, belli prensipler doğrultusunda yeni ve orijinal bir ses olarak 22 Ekim 1976 tarihinde Türk Sendikacılığına adımını atmış, bugüne değin bu özelliğini, prensiplerine bağlı kalarak ve istikrarlı bir çizgi takip ederek sürdüre gelmiştir. 22 üye sendikası bulunmaktadır. Bunlardan 8’i iş kolu birincisidir. Hizmet İş Sendikası (Tüm Belediye ve Genel Hizmet İşçileri) ise 24 Ocak 1979 yılında Hüseyin Tanrıverdi ve mücadele arkadaşları tarafından Adıyaman'da kurulmuştur. Dili, rengi, cinsiyeti, inancı ne olursa olsun, herkesin insanlık aleminin saygın bir bireyi olma hakkına sahip olduğunu kabul etmektedir. Hizmetle emek arasında bir tamamlayıcılık olduğundan hareketle, ‘Önce İnsan Önce Emek’ sloganını benimsemiştir. 46 yıldır güçlenerek ve büyüyerek faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürmektedir. Ülke genelinde 350 bine yakın üyemiz bulunuyor.

Sizce bir işçi, neden sendikalı olmalıdır?

İşverenler sendikalara karşı halen mesafeli davranıyor ve benimsemiyor. Türkiye’de sendikal örgütlenme maalesef çok düşük seviyelerde. 13 milyon insan çalışıyor ve bunun sadece yüzde 12’si örgütlü. Hükümet bu konuda bir adım atmalı ve örgütlü yerlere gerekli teşvik vermeli. Teşvik verildiği takdirde üretim artar ve sanayide ilerleriz. Yaşamak için çalışmak ve emek-gücümüzü satmak zorundayız. İster fabrikalarda ya da bürolarda, ister devlet işletmelerinde, ister özel şirketlerde, isterse belediyelerde, kooperatiflerde olsun, hayatımızı yalnızca ücretle kazanıyoruz. Dertlerimiz aynı, sorunlarımız ortak. İş garantisi istiyoruz. Çünkü bizim için işsizlik açlık demektir. Kısacası biz, bütün zenginlikleri ve değerleri üretenler olarak, bu değerlerden, refah ve gelişmeden hakkımız olan payı istiyoruz. Sorunlarımızın çözümünü `bizi düşündüğünü` söyleyen patronlardan, `sendika da olsa daha fazla veremem’ diyen işverenlerden bekliyoruz. Ya da tek başımıza hak aramaya kalkıyoruz, başaramıyoruz. Neden? Çünkü örgütlü değiliz. Sosyal haklara sahip olmak istiyorsan sendikalı olmaktan başka yol yok. İşverenler sosyal hakları ancak kendileri ile özel işbirliği yapan yada kendilerine yaltakçılık yapan, yalvaran işçilere verirler. Onurlu bir işçinin ise buna ihtiyacı yoktur. Onurlu bir işçi çalışma arkadaşları ile birlik olur, hakkı olanı ister ve kazanmasını bilir. Sendikalı değilsen sosyal güvenlik hakların yok demektir: Eşit işe eşit ücret ve insanca yaşanacak bir ücret almak sendikalı olmakla gerçekleşir. İşçilerin sendikalı olmadığı işyerlerinde ücret artışlarının ne zaman yapılacağı, ne oranda yapılacağı da belli değildir. Oysa işçiler sendikalı ise, herkesin ücreti sözleşme ile belirlenir. Eşit iş yapan herkes eşit ücret alır. Kimseye farklı muamele yapılmaz, yapılamaz. İşçi sendikasız ise, herhangi bir şekilde iş bırakarak hak aramak isterse, işveren onu işten atabilir. Hem de beş kuruş tazminat vermeden. Bu nedenle hak aramanın en iyi ve güvenilir yollarından biri sendikalı olmaktır. Sendikalı olmak işçiler için bir koruma kalkanına sahip olmak demektir. İşçiler ne kadar sıkı bir birlik kurmuşlarsa, bu kalkanın zırhı o kadar sağlam demektir. Sendikalı olmak işyerinde çeşitli konularda söz sahibi olmak demektir... Sendikalı olmaları sayesinde işçiler işyerinde ezik, başları önde olmak yerine, işleri hakkında söyleyecek sözleri olan, işyerinde olup bitene müdahale edebilen saygın birer işçi olurlar.

Durna Enflasyonun Erimesi Asgari Ücret Zammından Daha Mühim (4)

Şu sıralar nelerle meşgulsünüz ve neler yapıyorsunuz?

Konfederasyonumuza bağlı Öz Çelik İş ve Öz Sağlık İş Sendikası'nın toplu sözleşme süreci vardı, onlar tamamlandı. Öz Finans İş Sendikamızın Genel Kurulunu yaptık ve mevcut Başkanımız Atilla Çoğun tekrar seçildi. Kendisini tebrik ediyorum. Hizmet İş olarak da 31 Aralık 2025'te bitecek olan toplu sözleşmeler var. Yeni sözleşmelerin taslağı üzerinde çalışmalarımız devam ediyor şu an. 22 Ekim’de HAK-İŞ’in 50’nci yılı kutlanacak. Ankara’daki etkinliklere katılacağız. Onu hazırlığı içindeyiz.

Bazı kaynakların açıklamalarına göre asgari ücretin 26 bin 500 olacağı söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu rakam hakkında ve asgari ücret ne kadar olmalı sizce?

Daha önce de asgari ücretle ilgili defalarca biz basın mensuplarıyla olsun uzmanlarla olsun konuşmalar yaparken şunu söylemiştim; asgari ücrete zam yapılması ya da oranların çok fazla olması ya da az olması aslında bizi ilgilendirmemeli. Çünkü, enflasyon yok ise ne kadar zam yapılacağının önemi olmaz. Bugün hayat pahalılığını durduramadıktan sonra asgari ücrete ne kadar zam yaparsanız yapın hiçbir önemi yok. İşveren, asgari ücrete zam yapıldığı zaman işçi maliyeti yükseldiği için ürettiği ürüne de zam yapıyor. Onun pazara yansıması da farklı oluyor. Asgari ücrete yapılacak yüzde 20 ile belki işçinin cebine 3-5 lira fazla geçecek ama totalde elektriğe, suya, yediğimize içtiğimize kadar her şeye zam yapıldığı sürece asgari ücretin üzerine konulacak oranın hiçbir anlamı kalmıyor. Bir rakam telaffuz etmemi isterseniz, gönlümüzden geçen rakam en az 32 bin lira olması yönündedir.

Sarıçam’da sporun geleceği bugünden inşa ediliyor
Sarıçam’da sporun geleceği bugünden inşa ediliyor
İçeriği Görüntüle

Belediyelerde sendikalara bağlı olan işçilerimiz veya bağlı bulunan sendikalarda çalışan işçilerimiz, çalıştıkları yerden aldıkları ücretlerden memnunlar mı?

Belediyelerde çalışan şirket personellerinin özellikle altını çiziyorum. Çünkü, Kanun Hükmünde Kararname ile bildiğiniz üzere, kamuda çalışan işçileri kapsayan taşeron sistemi kaldırıldı. Ve bunlar kamu işçisi olarak devam ettiler. Taşeronu kaldırdılar, kamu işçisi olarak kadroya geçmiş oldular bir şekilde. Belediyede çalışan arkadaşlarımız aynı statüde kadroya geçemediler. Onlarla da şu sistem kuruldu. Dediler ki tüm belediyeler istihdam şirketi kuracak, bütün işçiler oraya aktarılacak. Fakat kamu işçisi kadroyla beraber 6772 Sayılı Kanun hükümleri gereği tediye ikramiyesini almasına rağmen, belediyelerde çalışanlar alamıyorlar. Çünkü, direkt kamu işçisi değil de şirket personeli olarak görünüyorlar. Hak İş olarak dönemin Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’e bu sorunu raporla bildirdik. Birebir kendinden sözler de alındı ve protokol de yapıldı. Seçim sonrası oluşan yeni kabinede konu tekrar görüşüldü; fakat şu ana kadar hiçbir olumlu bir gelişme olmadı ne yazık ki… Çalışanların refahına gelince; Türkiye'de kaç tane büyükşehir belediyesi varsa tamamı borçludur. Bugün, Adana Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan şirket personelinin yüzde 80'i, 35-40 bin bandında alıyorlar maaşlarını. Çukurova Belediyesi ile Seyhan Belediyesi'nin yapmış olduğu toplu sözleşmeler ise bir şekilde mevcut belediye başkanının görev süresinin bitimine 2-3 ay kala yapılmış olan toplu sözleşmelerdi. Yeni gelecek belediye başkanının koltuğunun makamına el bombasını bırakıp gitmek demekti ve bunu yaptılar. Personel gideri, İller Bankası’ndan gelen paranın yüzde 40'ını geçemez; ama baktığımız zaman yüzde 60’lara dayandığını görüyoruz. Bugün, 44 bin lira maaşın 34 bin lirasını veriyor, 10 bin lirasını içeride bırakıyor bazı belediyeler… Çünkü tamamını verecek gücü yok. Belediyeye gelen para ile işçi gideri belli. Bu durumda belediyeler hizmet yapamaz hale geliyorlar. Biz bunun çözümünü, Çalışma Bakanına şöyle sunduk. Dedik ki, belediyeleri de kamu çerçeve protokolüne dahil edelim. Yani, bugün ödeneklerin tamamı genel yönetimden karşılansın. Belediyenin o zaman personel giderini kesersin, genel yönetimden karşılanır. Bu defa belediyenin üzerindeki personel çalışma yükü gider. Gelen para tamamı hizmete aktarılır. Bu sistem merkezi yönetime teslim edilirse, işçi adaletsizliği de maaş dengesizliği de ortadan kalkar. Kesin çözüm budur. Hiçbir işçinin kaderi, Belediye başkanının iki dudağının arasında olmamalı ya da vicdanının arasında sıkışmamalı.

Durna Enflasyonun Erimesi Asgari Ücret Zammından Daha Mühim (3)

Belediyelerde işe girmek için size gelip de yardım isteyen insanlar var mı?

Tabii ki geliyor. Türkiye’de bir işsizlik sorunu var ne yazık ki… İşsizlik, herkesi belediyede işe alarak çözülemez. Belediyede çalışmak için bizden yardım isteyenlere başka iş bulmaya çalışıyoruz; ancak, “Sadece belediyede çalışırım” diyorlar. Halbuki ülkemiz çalışan, üreten gençlerle ayağa kalkar. Bunun yanı sıra, belediyede işe giren de iş beğenmiyor. Ben şahit oldum. Bir belediye başkanı, iş için gelen birinin çocuğunu ihtiyaç üzerine temizlik işleri birimine almak istedi. Genç ilkokul mezunu, hiçbir sanatı bulunmuyor. Hatta şoförlüğü bile yok. ‘’Benim çocuğumu temizlik işlerine mi layık gördün?’’ diye başkana sitem etti ve bozulup gitti adam. Bugün temizlik işçilerinin hakkını vermek lazım. Yanımızdan çöp arabası geçtiyse burnumuzu kapatıyoruz; ama bu işi yapan arkadaşlarımız sabah saat yediden akşam saat dörde kadar bu kokuya maruz kalıyor. Belediyenin asıl emekçileri bunlardır. Yol işçileri de aynı keza… Sıcak asfalt üzerinde 40 derece altına çalışıyorlar.

Bu sohbetin gerçekleşmesine zaman ayırdığınız için teşekkür ederim

Muhabir: Yener Ekinci