Yeniden Refah Partisi Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, saat 10.00'da Adana Anemon Otel'de düzenlenen kahvaltılı programda basın mensupları ile bir araya geldi. Gündeme dair önemli açıklamalarda bulunan Kılıç, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yoğun katılımın gözlendiği basın toplantısına Yeniden Refah Partisi Adana İl Başkanı Özkut Özdemir, Seyhan İlçe Başkanı Abdulcabbar Gülter, parti yöneticileri, teşkilat mensupları ve çok sayıda basın mensubu katıldı. Toplantı sonunda kendi yazdığı kitabını imzalayarak İl Başkanı Özkut Özdemir'e hediye eden Suat Kılıç, ardından basın mensuplarıyla beraber toplu fotoğraf çektirdi.
"Adanalıların Teveccühü Erbakan Hocamızın Aziz Hatırasınadır"
Toplantının açılışında Adana'da gördükleri yoğun ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getiren Suat Kılıç, şu ifadeleri kullandı: "Adana'nın yıllarca beklenen ihtiyaçlarını karşılama, arzu ve beklentilerini gerçekleştirme noktasında da verdiğimiz rahatsızlığı, hakkını da hizmet olarak verdik hamdolsun şükürler ediyorum. Attığımız her temel için, açtığımız her eser için. İl Başkanımıza teşekkür ediyorum, aynı zamanda teşkilatımızın her bir mensubuna teşekkür ediyorum. İlçe başkanlarımıza, il başkan yardımcılarımıza. Dün akşam itibariyle Adana'da gerçekten çok önemli, çok güzel bir gün geçirdik. Adanalılar bizi bağrına bastı. Adana'da sanki Samsun'da esnaf ziyareti yapıyormuşuz, ya Ankara'da evimin çevresindeki esnafı dolaşıyormuş, ya da İstanbul'da çok iyi bildiğimiz sokakta, çok aşina olduğum bir ilçede esnaf ziyareti yapıyormuşum gibi hissettirdi bize Adana. Bundan dolayı Adanalıya, Adanalılara, Adana'nın gençlerine şükranlarımı ifade ediyorum. Aslında bu teveccühü şahsıma değil, Yeniden Refah Partisine, Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan'a, yönelmiş bir tercih olarak, teveccüh olarak görüyorum. Ve yine Adana sokaklarında gördüğüm ilgi, alakayı, Adanalıların hemşehrisi olan kurucu liderimiz merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın aziz hatırasına olan ilgi ve alaka, sıcak samimiyet ve yakınlık olarak değerlendiriyorum."
"5,5-6 Milyon Ev Genci Var, Hükümet Gençlere İş Bulamıyor"
Ekonomik sıkıntılara ve çığ gibi büyüyen genç işsizliğine dikkat çeken Kılıç, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Adana'nın esnafı Erbakan döneminde gördüğümüzü, sonraki dönemlerde göremedik diye yakınıyor. Adana'nın emeklisi Erbakan hükümetlerinden aldığımız %100, %200 oranındaki maaş artışlarını sonra hiç kimseden yarısı oranında bile alamadık diye özlemle geçmişi arzuluyor. Adana'da gördüğümüz herkesin hayatında ekonomiyle ilgili bir yakınma var ve her biri Erbakan dönemi, dönemi denk düşen uygulamalarını özlemle anıyor, özlemle anıyor. Öteki kısmı. Adana'nın sokakları gençlerle dolu. Bu gençler büyük ölçüde işsiz gençler. Üniversitelerin farklı bölümlerinden diplomalarını almış ama meslek sahibi olmadığı için herhangi bir iş hakkında sanayi alanında, endüstri alanında çalışma imkanını bulamamış gençler. Türkiye'de ev genci olarak tabir edilen gençlerimizin sayısı 5,5-6 milyon aralığında. Bu rakam Avrupa Birliği üyesi Norveç'in toplam nüfusunun üzerinde. Halbuki Avrupa'nın birçok ülkenin nüfusunun toplamından fazla. Avrupa'yı bir, Karadağ, Bosna, Arnavutluk, Türkmenistan, toplam nüfusları üzerinde. Malta, Girit, Estonya, Letonya'yı toplayın, toplam nüfusları Türkiye'deki ev genci sayısının altında. Bir yandan yakınıyor. Hükümet yakınıyor. Aileler üç çocuk çağrısına uyamadı. Her ailenin yarısında ya bir çocuk var ya hiç çocuk yok. Evlenenlerin yarısı boşanıyor, ayrılıyor. Türkiye yaşlanıyor, hükümet yatırıyor. Türkiye yaşlanıyor ama var olan mevcut genç nüfusumuza Türkiye iş bulamıyor. Hükümet gençlerimize iş sahibi yapamıyor. İş sahibi olamayan gençler aş sahibi olamıyor. Aş sahibi olamayan gençler ev sahibi olamıyor, ev sahibi olamıyor, gelecek sahibi olamıyor, yarınlara umutla bakamıyor. Türkiye'nin gençleri karamsarlık içerisinde bir arayışta ama ne aradığını da tam olarak bilemiyorum. Bugün Türkiye bırakın tek maaşı karı koca çift maaş çalışanların bile ev hayali yok, araba hayali yok, tatil hayali yok."
"Çiftçi Toprağından Koparıldı, Narenciye Bahçeleri Sökülüyor"
Adana'nın lokomotif sektörü olan tarımda yaşanan çöküşe ve üreticinin feryadına değinen Kılıç, şu tespitlerde bulundu: "Bir tarım şehri olan Adana'da tarım sektörünün sorunlarından birkaçına dikkat çekmek istiyorum. Köylü köyünden, çiftçi toprağından koparıp uzaklaştırılıyor. Mazot fiyatları, gübre fiyatları, tohum gübreleriyle ilaç gübreleri bir arada değerlendirildiğinde maalesef rahat yaşamak imkansız hale geldi. Köylü tarlaya eteğini, pazarından koparıp, kâra geçen, eskiden hasat zamanı kız verme zamanıydı, oğlan evlendirme zamanıydı, borç kapama zamanıydı. Şimdi maalesef borç kapama zamanına çıkacak bir imkanda kalmadı. Adana, Mersin, Hatay, Osmaniye, insanlar narenciye bahçelerini sökmüş. Dünyadan portakala, turunçgillere, limona ihtiyaç var. Ama burada para etmediği için insanlar bahçe söküp başka alanlara yöneliyor. Tarım arazileri parçalanma nedeniyle daraldı, parçalandı, karlılık imkanını, işletme büyüklüğünü maalesef kaybetti."
"NATO Zirvesinde Türkiye Veren Değil, Alan Ülke Olmalıdır"
Dış politika ve savunma sanayisi üzerinden hükümete uyarılarda bulunan Suat Kılıç, Ankara'da yapılacak NATO zirvesine ilişkin taleplerini sıraladı: "Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin dış politikasına geldiğimiz zaman durum hiç açık değil. Dün akşam televizyon yayınında ifade ettiğim bir kere daha söyleyeceğim. NATO zirvesinin Ankara'da yapılması bir diplomatik başarıdır, kabul ediyoruz. Yeniden Refah Partisi olarak bizim stratejimiz doğruya doğru, yanlışa yanlıştır. Haka hak derseniz, kara kar dediğinizde inandırıcılığınız olur. NATO zirvesinin Ankara'da yapılması diplomatik anlamda önemlidir. Bu zirveye 32 devlet ve hükümet başkanının geliyor olması da önemli. Zirveye ABD Başkanı Trump'ın katılacak olması hayli kıymetlidir. Derinlik kazandırmaktadır, ağırlığını artırmaktadır. Avrupa'yla Amerika arasında bir kavga yaşanacaksa da bu kavganın Ankara'da yaşanması, Ankara Zirvesi'nin anılacak olması Türkiye açısından diplomatik bir kazanım. Ama bu zirvenin arkasında Türkiye, veren değil, alan ülke olmalıdır. NATO zirvesinde Türkiye'nin topraklarında bir NATO üssü daha kurulmasının kararı alınmamalı. İstanbul'da bir NATO karargahı kurulmamalı. Türkiye veren değil, alan olmalıdır. Dikkatinizi çekiyorum, Adana medyasının, Adana basının dikkatini çekiyorum. Artık yerel basın, bölgesel basın, ulusal basın diye bir ayrım kalmadı. Yaptığımız haberi Beyaz Saray'da Trump bile okuyabilir. Çünkü elektronik çağdayız, iletişim ulaşım çağındayız. Dikkatinizi çekiyorum ve sizler vesilesiyle Adana halkına da dikkatini çekmek istiyorum. Madem ki Türkiye NATO üyesidir, NATO'nun sadece kahrını çekmemeliyiz. Varsa nimetlerinden de istifade etmeliyiz. Türkiye'siz bir NATO tahayyül etmek mümkün değil. Türkiye NATO'nun en güçlü kara ordusu, Türkiye Karadeniz Hava Orduları bakımından NATO'nun en kuvvetli ikinci ordusu mevkisidir. Almanya'sı, İtalya'sı, Fransa'sı NATO'ya güvenerek ordularını tahliye ve tasfiye etmenin bedelini bugün ordusuz kalmakla ödeyen ülkeler durumundadır. Ama geçmişte Mondros Mütarekesi ile karşılaşan, orduları tasfiye edilen Türkiye Cumhuriyeti bu tuzağa düşmemiş, ordularını yaşatma yolunu tercih etmiştir. Çok önemli, çok stratejik bir tercihtir. Ne almalıyız NATO zirvesinde? Parası ödenmiş, üretici ortağı olduğumuz, binlerce parçasının üreticisi konumunda bulunduğumuz F-35'leri Trump'ın Ankara ziyaretinden koparıp almalıyız. Elimizdeki F-16'ların parası mukabilinde modernizasyon projesine ABD Temsilciler Meclisi'nden verilmeyen onayı Ankara'daki NATO zirvesinde koparıp almalıyız. Bizi Rusya'nın S-400'lerine mahkum bırakan, F-35 savunma sistemlerinin parası karşılığında Türkiye'ye verilmemesiyle ilgili ambargoyu kaldırıp almalıyız. Bununla birlikte Anka gibi, Hürkuş gibi dünyayla üretim protokolleri imzalamış olduğumuz savaşan uçaklarımızın jet motorlarını NATO zirvesi vesilesiyle Amerikalı muhataplardan koparıp almalıyız. Türkiye geldiğimizde savunma sanayi ile bölgedeki varlığını güçlendirecek olan bir ülkedir. Bugün savunma sanayindeki başarılarla gurur duyuyoruz elbette ki. Ama bunların temellerinin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nda karşılaştığımız ambargolar sonrasında kurucu liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan döneminde atılan sanayi kuruluşları olduğunu da hatırlatmadan geçemiyoruz. ASELSAN bir Erbakan projesidir, HAVELSAN bir Erbakan projesidir, TAI, TUSAŞ bir Erbakan projesidir. Baykar'ın kurucusu rahmetli Özdemir Bayraktar da merhum Erbakan hocamızın bir öğrencisi, bir talebesidir. Onun vizyonundan esinlenerek yerli savunma sanayisinde önemli atılımlar gerçekleştirmiştir."
"Mükellef Un Çuvalına Döndü, Yargı Paketi Var Ama İçinde Adalet Yok"
Konuşmasının son bölümünde vergi adaletinin kaybolduğunu ve sosyal mağduriyetlerin görmezden gelindiğini ifade eden Kılıç, mevcut iktidarla krizden çıkılamayacağını söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: "Türkiye faiz, zam, vergi ekonomisiyle kuşatılmış durumda. Hükümet bu çaresizlikten kurtulmak için yeni zamlar yapıyor, yeni vergiler koyuyor. Bir koyundan iki post çıkarmaya çalışıyor. Maliyecilerin bir tabiri vardır. Mükellef un çuvalıdır. Vurdukça tozar. Hükümet mükellefi un çuvalına çevirdi. Vatandaşı vurdukça tozutuyor, vurdukça tozutuyor. Vergi vergisini, bir araba almış, iki araba KDV ödüyor. Yüzde 30, 35, 40, 45'e varan oranlarda gelir vergisi ödemek zorunda kalmış. Yeniden Refah Partisi'nin yaklaşımı şudur. Vergi tabana yayılmayacak, vergi tavana yayılacak. Dolaylı vergiler yoluyla. Vergiyi kalem alıp KDV ödüyorsun. Hali geliri 28 bin lira olan da aynı KDV'yi ödüyor, aynı geliri 28 bin dolar olan da aynı KDV'yi ödüyor. Burada adalet var mı? Yok. Dolaylı vergi dediğimiz hadise bu. Esnafa götürü usulde vergilendirmeden gerçek usulde vergilendirmeye geçiş zorunluluğu başlattılar 1 Ocak itibariyle. Defter tutma sorumluluğu getirdiler. Bir bardak çayı küçük esnaf 15 liraya satıyor, kredi kartından çekim yapıyor. Bunu fişini kesmek zorunda kalıyor. Çayın sisteme girişi yüzde bir KDV ile, şekerin sisteme girişi yüzde bir KDV ile, bir bardak çayın sistemden çıkışı yüzde 10 KDV ile tahmin ediliyor. Vergi farkını cebinden karşılamak zorunda kalıyor. Tüm bu sıkıntıları ortadan kaldıracak olan, yönetimde adaleti, gelir dağılımında adaleti, vergilemelerde adaleti, yargılamalarda adaleti sağlayacak olan anlayış, yeniden refah, yeniden Erbakan anlayışıdır. Aynı şekilde mağduriyetleri ortadan kaldıracak olan da yeniden refah ve yeniden Erbakan anlayışıdır. Ankara'da öğretmenler coplanıyor, göz yaşartıcı gazlar, biber gazları sıkılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın önüne kadar yürüyüp bir basın toplantısı yapmalarına dahi imkan değil, devletin kendi vatandaşına zulmeder mi? EYT mağdurları var, staj ve çıraklık mağdurları var, KYK mağdurları var. Var oldu mu? Süresiz nafaka mağdurları var. Meclise girdi kanun, kanun içerisinde. Mağduriyetlerin giderilmesiyle ilgili düzenlemeler vardı. Kim el attı, kim dokundu, kim kaldırdı, kim çıkardı bilmiyoruz. Ama mağduriyetlerin giderilmesiyle ilgili düzenlemeler 12. yargı paketinden çıkarıldı. Yargı paketi var ama içinde adalet yok. Böyle yargı olur mu? Temel ve iki nokta üzerine dikkatlerinizi çekiyorum ve sözlerimi toparlıyorum. Türkiye ekonomisi bir krizin içerisindedir. Krizden çıkış mevcut yönetimle mümkün değildir. Anlayışı değiştirmek, değiştirmek gereklidir. İki, Türkiye'de yargı işlemez hale gelmiştir. Yargılamalarda adalet terk edilmiştir. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir sisteme geçilmiştir. Adalet sağlayacak olan da muhtemel bir hükümet değişimidir. Teşekkür ediyorum katılımlarınız için."




