CHP Adana Milletvekili, TBMM Başkanlık Divanı Üyesi ve Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Müzeyyen Şevkin, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda görüşülen Kızılay Kanunu üzerine CHP Grubu adına konuştu.
Kızılay'ın yetkilerinin genişletilmesine yönelik düzenlemeyi değerlendiren Şevkin, kurumun denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
Şevkin, konuşmasında 6 Şubat depremlerinin ardından yaşanan çadır satışı tartışmasına da değinirken, İstanbul'daki şiddetli yağışlar üzerinden afetlere karşı bilimsel planlama çağrısında bulundu.
“Afetler kader değildir, bilimle önlenebilir”
Konuşmasına İstanbul'da yaşanan sağanak yağış ve sel olaylarına değinerek başlayan Şevkin, afet risklerinin azaltılması için kamu kurumları ve belediyelerde jeoloji mühendisi ve yerbilimci istihdamının artırılması gerektiğini söyledi.
Doğa olaylarının yanlış kentleşme politikaları nedeniyle afete dönüşebildiğini belirten Şevkin, şu ifadeleri kullandı:
“Bir jeoloji mühendisi olarak vurguluyorum: Doğa olaylarını afete dönüştüren, doğayı tahrip eden, su yollarını ve sulak alanları yok eden, taşkın alanlarını imara açan yanlış uygulamalardır. Afetlerle mücadele, felaket yaşandıktan sonra değil, öncesinde başlamalıdır.”
Afetlere karşı bilimsel verilerin esas alınması gerektiğini dile getiren Şevkin, imar planlarında jeolojik ve jeoteknik verilerin, hidrojeolojik koşulların, altyapı kapasitesinin ve taşkın alanlarının dikkate alınmasını istedi.
Şevkin, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Riskler bilimsel yöntemlerle belirlenmeli; jeoloji ve jeoteknik veriler, hidrojeolojik koşullar, altyapı kapasitesi ve taşkın alanları imar planlarında mutlaka dikkate alınmalıdır. Binlerce jeoloji mühendisi ve yerbilimci atama beklerken afet risklerini azaltmak mümkün değil! Kamu kurumlarında ve belediyelerde jeoloji mühendisi ve yerbilimci istihdamı artırılmalı, bilim insanlarının uzmanlığından etkin biçimde yararlanılmalıdır. Unutmayalım: Afetler kader değildir; bilimle, doğru planlamayla ve önleyici politikalarla can kayıplarını azaltmak mümkündür.”
“Kızılay asli görevinden uzaklaştı”
1868 yılında kurulan Kızılay'ın Türkiye'nin en köklü yardım kuruluşlarından biri olduğunu hatırlatan Şevkin, kurumun geçmişte toplumsal dayanışmanın önemli simgelerinden biri olduğunu ifade etti.
Kızılay'ın depremzedelere çadır, ihtiyaç sahiplerine sıcak yemek ve hastalara kan temini gibi hayati görevler üstlendiğini belirten Şevkin, kurumun AK Parti iktidarı döneminde asli görevlerinden uzaklaştığını savundu.
Kızılay'ın vatandaşların bağışlarıyla büyüdüğünü dile getiren Şevkin, geçmişte Kızılay kumbaralarına yapılan bağışların toplumdaki dayanışma kültürünü yansıttığını söyledi.
Kurumun yeniden kamuoyunun güvenini kazanması gerektiğini vurgulayan Şevkin, bunun ancak şeffaf ve denetlenebilir bir yönetim anlayışıyla mümkün olacağını belirtti.
“İtirazımız güncellemeye değil, denetimsizliğe”
TBMM'de görüşülen kanun düzenlemesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şevkin, Kızılay'ın günün ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasına karşı olmadıklarını ifade etti.
Ancak kurumun yetkileri genişletilirken denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarının da güçlendirilmesi gerektiğini savunan Şevkin, şu soruyu yöneltti:
“Kızılay'ın itibarını güçlendirmek için mi bu kanunu getirdiniz, yoksa denetim ve hesap sorulabilirlik konusunda yeni soru işaretleri mi yaratıyorsunuz?”
Şevkin, kamu yararına çalışan bir kuruluşun faaliyetlerinde şeffaflık, denetim ve hesap verme sorumluluğunun temel ilkeler olması gerektiğinin altını çizdi.
“Vatandaş çadır beklerken Kızılay çadır sattı”
Konuşmasının önemli bir bölümünü 6 Şubat 2023 depremlerine ayıran Şevkin, deprem bölgesinde yaşanan barınma sorunlarını hatırlattı.
Deprem Komisyonu'nda da görev yaptığını belirten Şevkin, binlerce ailenin evsiz kaldığı, vatandaşların soğuk ve yağmur altında barınacak yer aradığı günlerde Kızılay'ın iştiraki Kızılay Çadır ve Tekstil AŞ aracılığıyla AHBAP Derneği'ne 2 bin 50 çadır satılmasını eleştirdi.
Kızılay yönetiminin satışın yasal ve maliyet esaslı olduğu yönündeki açıklamalarına değinen Şevkin, şu ifadeleri kullandı:
“Burada önemli olan yalnızca işlemin yasal ve maliyete uygun olması mıdır, yoksa gerçekten ihtiyacı olan vatandaşlarımız orada dururken Kızılay'ın satış yapması mıdır? Kızılay'ın o anda o çadırları vatandaşlara ulaştırması gerekmiyor muydu? İnsanlar deprem bölgesinde barınacak yer ararken bir yardım kuruluşunun para karşılığında çadır satmasını kamu vicdanına nasıl anlatacağız?”
“Kızılay'ın önceliği afetzedeler olmalı”
Kızılay'ın temel görevinin afetlerden etkilenen vatandaşlara en hızlı şekilde yardım ulaştırmak olduğunu vurgulayan Şevkin, kurumun ticari faaliyetleriyle insani sorumlulukları arasındaki dengenin kamu yararı doğrultusunda kurulması gerektiğini söyledi.
Deprem Komisyonu çalışmalarında Kızılay'ın kan satışı yaptığına yönelik iddiaların da gündeme geldiğini belirten Şevkin, Ensar Vakfı'na yapılan yardımlara ilişkin tartışmaları hatırlattı.
Şevkin, bu konuların kamuoyunda soru işaretleri oluşturduğunu ve Kızılay'a duyulan güvenin yeniden güçlendirilmesi gerektiğini savundu.
“Kızılay eski günlerine dönmeli”
Konuşmasının sonunda Kızılay'ın afet anlarında vatandaşların yanında olan, şeffaf ve hesap verebilir bir kuruluş olarak faaliyet göstermesi gerektiğini ifade eden Şevkin, Kamu İhale Kanunu'na tabi bir yapılanmanın önemine dikkat çekti.
Şevkin, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Umuyorum ki Kızılay, hem rekabetin korunacağı hem Kamu İhale Kanunu'na tabi olunacak bir yapılanmaya dönüşür ve eski günlerine, topluma afet anında yardım götüren o kucaklayıcı tavrına yeniden döner.”




