Şehir büyürken bayramlar neden küçüldü?

Şehirler büyüdü, binalar yükseldi, hayat hızlandı… Peki ya insanlar? Bayramların ruhunu kaybettiğimiz bu çağda, değişen şehirlerle birlikte değişen ilişkilerimizi sorguluyoruz.

Abone Ol

Bir zamanlar bayram sabahlarının ayrı bir sesi vardı. Sokaklar erkenden uyanır, kapılar kapanmaz, mutfaklardan yükselen telaş bütün mahalleye yayılırdı.

Çocuklar yeni kıyafetlerinin heyecanıyla erkenden ayakta olur, büyüklerin eli öpülür, küsler barışır, kapısı çalınmayan ev kalmazdı.

Bayram, sadece takvimde yazan bir gün değil; insanların birbirine biraz daha insan olduğu bir zamandı.

Bugün ise şehirler büyüdü, yollar genişledi, binalar yükseldi, siteler çoğaldı.

Ama garip bir şekilde insanlar birbirinden uzaklaştı. Aynı apartmanda oturup komşusunun adını bilmeyen, aynı asansöre binip göz teması kurmayan bir hayatın içindeyiz artık.

Kalabalığın içinde daha yalnız, birbirine daha mesafeli bir toplum haline geldik.

Peki bayramlar neden eskisi gibi değil?

Belki de mesele sadece ekonomik şartlar değil. Evet, hayat pahalılaştı. Eskisi gibi kalabalık sofralar kurmak, çocuklara harçlık vermek, kilometrelerce yol gidip akraba ziyareti yapmak herkes için kolay değil. Ama bayramların ruhunu yalnızca ekonomi açıklamıyor.

Bir şeyleri yolda kaybettik.

Mahalle kültürünü kaybettik. Kapısı açık evleri, habersiz yapılan ziyaretleri, “Bir çay içmeden gitme” ısrarlarını, sokakta top oynayan çocukların bayram telaşını kaybettik. Şehir büyürken zaman hızlandı; insanlar işe, borca, telefona, ekrana yetişmeye çalışırken birbirine yetişemez oldu.

Eskiden bayram hazırlıkları günler öncesinden başlardı. Şimdi çoğu kişi bayramı, telefon ekranında gönderilen tek cümlelik mesajlarla geçiriyor: “İyi bayramlar.” Ne ses var, ne sarılma, ne göz göze gelmenin sıcaklığı…

Belki de şehirler büyürken insan biraz küçüldü. Daha çok binanın içine sığdık ama daha az gönle dokunabildik. Daha çok bağlantımız oldu ama daha az bağ kurduk.

Yine de her şey kaybolmuş değil.

Belki bayramları eski haline getiremeyiz ama ruhunu hatırlayabiliriz. Bir kapıyı çalmak, uzun zamandır aranmayana telefon etmek, kırgın olunan birine ilk adımı atmak hâlâ mümkün. Çünkü bayramı bayram yapan şey gösterişli sofralar değil; insanın insana yeniden yaklaşabilmesidir.

Şehir büyüyebilir. Ama insan küçülmek zorunda değil.