Özel günler herkes için aynı değildir

Takvim yaprakları ilerledikçe hayatımıza birçok "özel gün" giriyor. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü... Televizyon ekranları, sosyal medya hesapları ve mağaza vitrinleri haftalar öncesinden bu günlere hazırlanıyor.

Abone Ol

Takvim yaprakları ilerledikçe hayatımıza birçok "özel gün" giriyor. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü... Televizyon ekranları, sosyal medya hesapları ve mağaza vitrinleri haftalar öncesinden bu günlere hazırlanıyor. Reklamlar bize hep aynı tabloyu sunuyor: Gülümseyen anneler, çocuklarını omuzlarına alan babalar, mutlu aile sofraları, hediyeler, kahkahalar...

Peki ya bu tabloda olmayanlar?

Annesini küçük yaşta kaybeden çocuklar... Babasını hiç tanımayan gençler... Babası hayatta olduğu halde sevgisini hiç hissedemeyen evlatlar... Annesi yanında olmasına rağmen şefkatini göremeyen insanlar...

Onlar için bu günler gerçekten kutlanacak günler mi?

Reklam dünyası mutluluğu satar. Çünkü mutluluk daha kolay pazarlanır. Bir parfüm, bir saat, bir telefon ya da bir çiçek... Sanki sevginin ölçüsü alınan hediyeymiş gibi gösterilir. Oysa sevgi ne vitrinde satılır ne de kredi kartına taksit yapılır.

Babalar Gününü bu Pazar yaşadık ekranlarda yine aynı sahneleri izledik. Küçük bir çocuğun babasına koştuğu görüntüler... Birlikte futbol oynayan baba-oğul... Kızının saçını ören babalar... Elbette bunlar güzel karelerdir. Böyle bir baba sevgisini yaşayan herkes adına insan mutlu olur.

Ama aynı ekranın karşısında sessizce oturan başka insanlar da vardır.

Belki babasını yıllar önce toprağa vermiştir.

Belki babası vardır ama yıllardır tek bir "Nasılsın?" cümlesini bile duymamıştır.

Belki aynı evde büyümüştür ama hiçbir zaman "Aferin evladım." sözünü işitememiştir.

Belki de babası sadece nüfus cüzdanındaki bir isimden ibarettir.

İşte reklamlar bu insanları çoğu zaman görmezden gelir.

Keşke herkesin öpecek bir eli, sarılacak bir omzu olsaydı.

Bazen insanın babası hayattadır ama içindeki baba çoktan ölmüştür.

Çünkü baba olmak sadece biyolojik bir gerçek değildir.

Bir çocuğun düştüğünde kaldıranı olmaktır.

Başarısız olduğunda arkasında durmaktır.

Korktuğunda güven vermektir.

Yanlış yaptığında bağırmadan yol göstermektir.

Evladına "Ben senin yanındayım." diyebilmektir.

İşte gerçek babalık budur.

Ne yazık ki herkes bunu yaşayamaz.

Babalar Günü bazı insanlar için kahvaltı sofralarıdır.

Bazıları için ise mezarlık ziyaretidir.

Kimileri sosyal medyada babasıyla çekilmiş fotoğraflar paylaşırken, kimileri telefonunun galerisinde birlikte çekilmiş tek bir fotoğraf bile bulamaz.

Daha acısı ise babası hayatta olduğu halde onu arayamayan, aransa bile sevinemeyen insanlar vardır.

Çünkü bazı yaralar ölümden değil, sevgisizlikten açılır.

İnsan bazen yetim doğmaz.

Sevgisiz bırakılarak yetim olur.

İşte bu yüzden özel günler herkeste aynı duyguyu oluşturmaz.

Bir reklam filmi bir çocuğun içindeki yıllarca bastırdığı özlemi yeniden uyandırabilir.

Bir indirim kampanyası bir insanın eksikliğini yeniden yüzüne vurabilir.

Bir "Babana en güzel hediyeyi al." sloganı, babası olmayan biri için sessiz bir acıya dönüşebilir.

Belki de reklamların biraz daha gerçek hayatı görmeye ihtiyacı vardır.

Çünkü gerçek hayat sadece mutlu ailelerden oluşmuyor.

Boş sandalyeler de var.

Yarım kalan sofralar da...

Sessiz geçen Babalar Günleri de...

Annesiz büyüyen çocuklar da...

Ve en önemlisi; anne-babası hayatta olduğu halde sevgisiz büyüyen milyonlarca insan da...

Toplum olarak artık özel günleri sadece hediyeleşme üzerinden konuşmaktan vazgeçmeliyiz.

Bu günler, kaybettiklerimizi hatırlamak kadar yanımızdakilerin kıymetini bilme günleri olmalıdır.

Bir çocuğun en pahalı hediyeye değil, babasının ayıracağı yarım saate ihtiyacı vardır.

Bir annenin en değerli hediyesi çiçek değil, evladından duyacağı içten bir "Seni seviyorum." cümlesidir.

Ve belki de bu özel günlerde en çok hatırlamamız gereken insanlar; kutlama yapamayanlardır.

Çünkü bazı insanlar Babalar Günü'nü kutlamaz...

Sessizce geçirir.

Bazıları mezar taşına sarılır.

Bazıları ise hiç yaşayamadığı bir çocukluğun yasını tutar.

Unutmayalım...

Bir insanın en büyük eksikliği bazen yokluk değildir.

Sevildiğini hissedememektir.

Belki de kutlanması gereken en büyük özel gün; bir çocuğun kendini gerçekten sevildiğini hissettiği gündür. Diğer tüm günler ise bunun sadece takvimdeki hatırlatıcısından ibarettir.