Bir şehirde yaşamın dengesi bozulmaya başladığında bunu ilk hissedenlerden biri orta sınıf olur.
Çünkü ne dar gelirli vatandaşlar için sunulan destek mekanizmalarına tam olarak erişebilir ne de artan maliyetleri kolaylıkla karşılayabilecek ekonomik güce sahiptir.
Son yıllarda ise özellikle barınma konusu, orta sınıf için ciddi bir çıkmaza dönüşmüş durumda.
Eskiden bir ailenin gelir planlamasında kira, bütçenin belirli bir bölümünü oluştururdu.
Geriye kalanla mutfak masrafı yapılır, çocukların eğitimi düşünülür, belki küçük bir birikim hayali kurulurdu.
Bugün ise birçok aile için maaşın önemli bir kısmı doğrudan kiraya gidiyor.
Üstelik sadece büyükşehirlerde değil, Anadolu şehirlerinde ve Adana gibi yaşam maliyetinin bir dönem daha erişilebilir olduğu kentlerde de benzer tablo giderek belirginleşiyor.
Elbette ekonomik dalgalanmalar, enflasyon ve maliyet artışları yalnızca kiracıyı değil mülk sahibini de etkiliyor.
Aidat, bakım masrafları, emlak vergileri ve ekonomik belirsizlik herkesin gündeminde.
Ancak burada dikkat çekici bir başka durum da ortaya çıkıyor: Ekonomik şartların ötesine geçen, piyasanın psikolojisinden beslenen bir fırsatçılık anlayışı.
Bazı ev sahipleri, bölgedeki gerçek piyasa koşullarından çok daha yüksek rakamları yalnızca “nasıl olsa kiralanır” düşüncesiyle talep edebiliyor.
Bir mahallede birkaç yüksek ilan verilmesi, kısa sürede tüm çevrede fiyat algısını değiştiriyor. Sonuçta aynı gelir seviyesine sahip insanlar, yıllardır yaşadıkları semtlerden uzaklaşmak zorunda kalıyor.
Bugün birçok memur, öğretmen, gazeteci, sağlık çalışanı ya da özel sektör çalışanı için ev değiştirmek neredeyse bir kaygı sebebi haline geldi.
Çünkü taşınmak yalnızca yeni bir başlangıç değil; çoğu zaman daha yüksek kira, depozito, emlak komisyonu ve taşınma maliyeti anlamına geliyor.
Burada mesele yalnızca “yüksek kira” değil. Asıl soru şu: Bir şehirde orta sınıf giderek merkezden uzaklaşırsa, yaşam dengesi nasıl korunacak?
Çünkü şehirleri ayakta tutan yalnızca binalar değil; öğretmeni, esnafı, çalışanı, emeklisiyle kurulan sosyal dengedir.
Belki de artık daha fazla konuşmamız gereken konu şu: Barınma, yalnızca ekonomik bir mesele mi, yoksa toplumsal huzurun da temel unsurlarından biri mi?
Bu sorunun cevabı, önümüzdeki yıllarda şehirlerin nasıl şekilleneceğini de belirleyecek gibi görünüyor.