Hekimler ve çevre gönüllülerinin katıldığı panelde, iklim krizinin nedenleri, insan sağlığı üzerindeki etkileri ve hekimlerin sorumlulukları değerlendirildi.

Moderatörlüğünü Dr. Oya Baydar ve Dr. Kıvılcım Eren Ateş’in yaptığı panelde; Prof. Dr. Ali Kocabaş “İklim Krizi Nedir”, Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer “İklim Krizi’nin Sağlık Üzerine Etkileri”, Uzm. Dr. Adem Yılmaz ise “İklim Krizinde Hekimlerin Sorumlulukları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.

Panele Adana Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal, Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi Başkanı Doç. Dr. Sedat Kuleci, hekimler ve çevre gönüllüleri katıldı.

“İklim krizine en az sebep olanlar en büyük bedeli ödüyor”

Görsel sunumuyla küresel ısınmanın günümüz ve yakın gelecekte insan sağlığı için büyüyen bir tehdit oluşturduğunu anlatan Uzm. Dr. Adem Yılmaz, şunları söyledi:

Adana’da tedavi gören Gazzeli Sıla: “Tekrar yürüyeceğim”
Adana’da tedavi gören Gazzeli Sıla: “Tekrar yürüyeceğim”
İçeriği Görüntüle

“Küresel ısınma artık çevresel bir sorun olmanın ötesinde halk sağlığı ve hekimlik pratiği açısından doğrudan acil bir halk sağlığı sorunudur. İklim krizi adaletsizdir. İklim krizine en az sebep olanlar en büyük bedeli ödemektedir. Yaşlılar, küçük çocuklar, kronik hastalar, hamileler, düşük gelirli topluluklar, göçmenler ve dışarıda çalışanlar en yüksek risk altındadır. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olan bölgelerde hastalıklardan ölümler daha sık görülmektedir.”

Hekimlerden Iklim Krizi Uyarısı Açık Havada Çalışanlar Risk Altında (2)

Hekimlerin sorumluluğunun hastaları tedavi etmekle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Yılmaz; çevresel risklerin tanınması, toplumun korunması ve sürdürülebilir bir sağlık sisteminin kurulması için sorumluluk alınması gerektiğini ifade etti.

Fosil yakıt kullanımının azaltılmasını başlıca koruyucu önlemler arasında gösteren Yılmaz, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin önemini vurguladı.

Aşırı sıcaklar sağlık yükünü artırıyor

Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer, Türkiye’de 2024 yılında kişi başına ortalama 33,6 sıcak hava dalgası gününe maruz kalındığını, modellemelere göre bu sürenin yaklaşık yüzde 81’inin insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilişkili olduğunu belirtti.

Aşırı sıcakların sıvı kaybına, kalp ve böbrekler üzerindeki yükün artmasına, uyku ve gece toparlanmasının bozulmasına yol açabildiğini söyleyen Saygıdeğer; astım, KOAH ve kalp hastalığı bulunanların, yaşlıların, çocukların ve açık havada çalışanların daha yüksek risk altında olduğunu kaydetti.

Saygıdeğer, sıcaklığın etkilerinin hava kirliliği, yangın dumanı, uzayan veya zamanı değişen polen mevsimleri ile su ve gıda güvenliği sorunlarıyla birleşerek sağlık yükünü artırabileceğini ifade etti.

“İklim kriziyle mücadele aynı zamanda sosyal adalet mücadelesidir”

İklim krizinin herkesi aynı ölçüde etkilemediğini vurgulayan Saygıdeğer, düşük gelirli kişilerin serin ve güvenli konuta, klimaya, yeterli enerjiye, temiz suya ve sağlık hizmetlerine erişiminin daha sınırlı olduğuna dikkat çekti.

Saygıdeğer, şöyle konuştu:

“Gün boyu sıcakta çalışan, gölgede mola veremeyen ve gece de serinleyemeyen bir kişinin riski, aynı sıcaklıkta korunma olanaklarına sahip bir kişiden çok daha yüksektir. Bu nedenle iklim kriziyle mücadele aynı zamanda sosyal adalet mücadelesidir.”

Hekimlerden Iklim Krizi Uyarısı Açık Havada Çalışanlar Risk Altında (1)

Kocabaş, iklim krizinin tarihsel gelişimini anlattı

Prof. Dr. Ali Kocabaş, iklim değişikliğinin yeryüzü sıcaklıkları ve hava koşullarındaki uzun dönemli değişimlerin genel adı olduğunu söyledi.

Kocabaş; sıcaklık artışı, sıcak hava dalgaları, buzulların erimesi, Arktik deniz buzulunun azalması, deniz seviyesinin yükselmesi, okyanusların ısınması, yağış düzeni ve ekosistemlerdeki değişimleri bu sürecin göstergeleri arasında sıraladı.

18. yüzyılın ikinci yarısında başlayan Sanayi Devrimi’yle kömür kullanımının arttığını anlatan Kocabaş, 19. yüzyılın sonlarında karbondioksit emisyonlarının dünya sıcaklığını yükseltebileceğinin anlaşıldığını belirtti.

19. yüzyılın başında petrolün yaygınlaşmasının, 1950’lerde ise nüfusun, küresel ticaretin ve enerji talebinin artmasıyla endüstriyel tarımın başlamasının emisyon artışını hızlandırdığını ifade eden Kocabaş, şunları kaydetti:

“Fosil yakıtların (kömür, petrol doğal gaz) daha sonraki dönemde enerji üretimi, sanayi ve tarımda yaygın kullanılmasıyla gerçekleşen ekolojik yıkım, günümüzde kendini iklim krizi şeklinde göstermektedir.”

Sunumların ardından COP31 ve Halkların İklim Zirvesi (HİZ) hakkında grup tartışması yapılarak çözüm önerileri ele alındı.

Kaynak: Adana Tabip Odası