Hayatın en ağır yükü, söylenemeyen cümlelerdir

İnsanoğlu sırtında pek çok yük taşır bu hayatta. Geçim kaygısı, yarın endişesi, omuzlara binen sorumluluklar, bitmeyen koşturmacalar…

Abone Ol

Dönüp arkamıza baktığımızda, bizi en çok yoran şeylerin fiziki yükler olduğunu sanırız. Oysa insanı içten içe eriten, adımlarını ağırlaştıran ve geceleri uykusuz bırakan asıl yük, sırtında taşıdığı çuvallar değil; zamanında dilinin ucuna gelip de bir türlü dışarı fırlatamadığı, kalbine gömdüğü o "söylenemeyen cümleler"dir.

Kelimeler serbest bırakılmadığında yok olup gitmezler. Aksine, içe doğru büyürler. Söyleyemediğimiz her "Seni seviyorum", her "Beni çok kırdın", her "Özür dilerim" ya da geç kalınmış bir "Gitme" feryadı, zamanla ruhumuzun en kuytu köşesinde ağır birer taşa dönüşür. Zaman geçer, mekânlar değişir, insanlar yürür gider; ama o cümleler kalbimizin orta yerinde ilk günkü tazeliğiyle ve ağırlığıyla kalakalır.

Neden susar insan? Bazen gururdan, bazen korkudan, en çok da "nasıl olsa vakit var" yanılgısından. Oysa hayat, ertelemeleri affetmeyecek kadar amansız bir hızla akıyor. "Yarın söylerim" dediğimiz o yarınlar, bazen koca bir sessizliğe çıkabiliyor. Bir de bakıyoruz ki, o cümlenin asıl muhatabı artık ne sesimizi duyabilecek mesafede ne de elimizi uzatıp dokunabileceğimiz bir hayatta. İşte o an, söylenemeyen cümleler insanın içine bir çığ gibi düşüyor. Keşkelerle örülü, taşınması imkânsız bir vicdan azabı başlıyor.

Sadece gidenlerin ardından tutulan bir yas değildir bu sessizlik. Bazen her gün yüz yüze baktığımız, aynı masayı paylaştığımız, aynı sokaktan geçtiğimiz insanlara karşı da dilsizleşiriz. Kırgınlıklarımızı içimize atarız, sevgimizi esirgeriz. "O anlasın" deriz, oysa kimse kimsenin kalbini okuyamaz. Sustukça araya giren mesafeler, yolların ayırdığı mesafelerden çok daha aşılmaz duvarlar örer araya. Cümlelerin sustuğu yerde, yavaş yavaş hikâyeler de ölür.

Şimdi durup bir an düşünelim: Kalbimizin heybesinde, söylenmeyi bekleyen hangi ağır cümleleri saklıyoruz? Kime geç kalıyoruz, hangi duyguyu erteliyoruz?

Hayat, sırtımızda dilsiz pişmanlıklar taşımak için çok kısa. Kelimelerin kanatları vardır; onları ait oldukları kalplere uçurmaktan korkmamak gerek. Gururu, çekinceyi ya da "zamanı değil" bahanelerini bir kenara bırakıp, boğazımızda düğümlenen o kelimeleri özgür bırakmalıyız. Çünkü itiraf edilmemiş bir sevgi de, helallik alınmamış bir kırgınlık da sahibini yoran birer prangadır.

Unutmayalım; yükümüzü hafifletecek olan şey sessizliğin sahte konforu değil, hakikatin ve duyguların dürüstçe dökülen kelimeleridir.