Farklılıkların ayrışma nedeni değil, toplumu güçlendiren en büyük zenginlik olduğunu belirten MAR-DAD Yönetim Kurulu Başkanı Halil Arslan, Türkiye’nin huzurlu geleceğinin kardeşlik ve dayanışmayla kurulabileceğini söyledi. Arslan, “Söz konusu vatanın huzuru, milletimizin birliği ve devletimizin bekası olduğunda bütün gövdemizi taşın altına koymaya hazırız” dedi. Arslan, terörün değil huzurun, ayrılığın değil kardeşliğin hâkim olduğu bir gelecek için herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Mardin’in tarihsel bir arada yaşama kültürünü Türkiye için önemli bir toplumsal değer olarak nitelendiren eski Devlet Bakanı Masum Türker, farklı kimliklerin yüzyıllardır kardeşlik içinde yaşadığına dikkat çekti. Türker, “Birleşmiş Milletler kurulmadan önce biz Mardin’de bunu başarmıştık” diyerek kentin hoşgörü mirasının gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini söyledi. Mardin’in farklı kültürleri bir arada yaşatma tecrübesinin toplumsal barışa örnek oluşturduğunu belirten Masum Türker, sivil toplum kuruluşlarının bu birikimi geleceğe taşıması gerektiğini ifade etti.
Birlik ve beraberliğin farklı düşüncelere rağmen ortak insani ve ahlaki değerlerde buluşmak anlamına geldiğini belirten Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. M. Zeki Uyanık, toplumsal huzurun ekonomik kalkınmanın da temel şartlarından biri olduğunu söyledi. Uyanık, Mardin ve Midyat’ın milyonlarca turisti ağırlamasını güven ortamının bölge ekonomisine katkısının önemli bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Türkiye’de toplumsal barışın güçlenmesi için herkesin ortak değerler etrafında buluşması gerektiğini vurgulayan Türkiye-Irak Dostluk Derneği Eski Başkanı Mehmet Emin Değer, “Terörsüz Türkiye” sürecinin önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. Değer, Mardin’in kültürel zenginliğine ve kardeşlik mirasına sahip çıkılmasının ülkenin birlik ve beraberliğini güçlendireceğini kaydetti.
Adana’da faaliyet gösteren Adana’daki Mardinliler Dayanışma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (MAR-DAD), Türkiye’nin iç huzuru ve toplumsal barışa katkı sunmak amacıyla "Terörsüz Türkiye Birlik ve Beraberlik Platformu" başlıklı geniş katılımlı bir panel düzenledi. Seyhan Belediyesi’ne ait Selman-ı Park Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, sivil toplumun gücü, kadim Mardin kültürü ve birlik beraberlik vurgusu ön plana çıktı.
Adana Mardinliler Dayanışma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (MAR-DAD), kent protokolü, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla "Terörsüz Türkiye Birlik ve Beraberlik Platformu" panelini düzenledi. Seyhan Selman-ı Park’ta düzenlenen panelde; eski Devlet Bakanı Masum Türker, Mersin Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. M. Zeki Uyanık ve Türkiye-Irak Dostluk Derneği Eski Başkanı Mehmet Emin Değer konuşmacı olarak yer aldı.
HALİL ARSLAN: "SÖZ KONUSU VATANSA TÜM GÖVDEMİZLE TAŞIN ALTINDAYIZ"
Programın açılış konuşmasını yapan MAR-DAD Yönetim Kurulu Başkanı Halil Arslan, Terörsüz Türkiye’ye, Birlik ve Beraberliğin önemine vurgu yaptı. Türkiye'nin huzurlu yarınlara duyduğu umudu paylaşmak için bir arada olduklarına değinen Arslan, “Burada yalnızca bir toplantı yapmak için değil, ortak geleceğimize dair inancımızı, kardeşliğimize olan bağlılığımızı ve Türkiye'nin huzurlu yarınlarına duyduğumuz umudu paylaşmak için bir aradayız. Çünkü hepimizin ortak bir amacı var. Bu ülkede kalıcı, barışı, huzuru ve kardeşliği tesis etmek, 86 milyon insanımızın birlik ve beraberlik içinde güvenle yaşayacağı, aydınlık bir geleceği hep birlikte inşa etmek, bu ülkenin fertleri olarak söz konusu Türkiye'nin huzuru, milletimizin birliği ve devletimizin bekası olduğunda elimizi değil, bütün gövdemizi taşın altına koymaya hazırız” dedi.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ ÜLKEMİZE YENİ BİR KAPI ARALAMIŞTIR"
‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin önemine vurgu yapan MAR-DAD Yönetim Kurulu Başkanı Halil Arslan, “Dün olduğu gibi bugün de bu anlayışla çalışıyor. Yarın da aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Ekim 2024'te Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin çağrısı ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın desteğiyle başlayan ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, ülkemizin geleceği adına yeni bir kapı aralamıştır.
Biz inanıyoruz ki; bu kapı kardeşliğe, huzura ve ortak geleceğe açılacaktır. Çünkü bu coğrafyanın da Türkiye'nin de kardeşliğe ihtiyacı var. Binlerce yıldır aynı topraklarda yaşıyor, aynı havayı soluyor, aynı sevinçleri ve acıları paylaşıyoruz. Bizi birbirimizden ayırmaya çalışanlara karşı en büyük gücümüz birbirimize olan bağımızdır” sözlerine yer verdi.
Sınırların hemen ötesinde yaşanan çatışmalara ve Ortadoğu’daki istikrarsızlığa dikkat çeken Arslan, Türkiye’nin bu ateş çemberinden etkilenmemesinin yolunun toplumsal kenetlenmeden geçtiğini vurguladı.
"MARDİN, FARKLILIKLARIN AYRIŞMA DEĞİL ZENGİNLİK SEBEBİ OLDUĞUNUN KANITIDIR"
Mardin’in çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli yapısının tüm Türkiye ve dünya için bir arada yaşama modeli teşkil ettiğini söyleyen Halil Arslan, bu iklimi tüm ülkeye yaymak istediklerine değinerek şu sözlere yer verdi;
“Unutmayalım ki birlikte yaşamak bizim tercihimizden öte, ortak tarihimizin ve geleceğimizin bize yüklediği bir sorumluluktur. Etrafımızdaki gelişmelere bir bakalım bölgemizde yaşanan savaşlar, çatışmalar ve gerilimler hepimizin gözü önünde Ortadoğu, kan ve gözyaşıyla anılırken, bizim en büyük arzumuz bu ateş çemberinin ülkemize sıçramaması, anaların ağlamaması, çocukların korkuyla büyümemesi ve hiçbir ocağa ateş düşmemesidir.
Bunun yolu da güçlü bir Türkiye'den geçiyor. Ancak güçlü Türkiye, yalnızca ekonomik ve siyasi gücüyle değil, insanların birbirine güvendiği, farklılarını zenginlik olarak gördüğü, her vatandaşının kendisini bu ülkenin eşit ve kıymetli bir parçası hissettiği bir Türkiye ile mümkündür.
BÖYLE BİR GELECEĞİN İNŞASINDA HEPİMİZE SORUMLULUK DÜŞÜYOR.
Birbirine sımsıkı sarılan farklılıklardan güç alan, ortak geleceğine sahip çıkan bir Türkiye. İşte hepinizin, hepimizin özlemi budur. Bugün yürütülen barış, demokratik toplum sürecini de bu açıdan değerlendiriyoruz. Temennimiz, bu sürecin başarıyla sonuçlanması, ülkemizin terörünün gölgesinden kurtularak, huzuru, güvenin ve kardeşliğin hakim olduğu bir geleceğe ulaşmasıdır.
Elbette böyle bir geleceğin inşasında yalnızca devletimize ve siyaset kurumuna değil hepimize sorumluluk düşüyor. Özellikle sivil toplum kuruluşları olarak görevimiz; bu sürece katkı sunmak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, insanlarımızı doğru bilgilendirmek ve kardeşlik duygularını daha da pekiştirmektir. Bugün Adana'daki Mardinliler Dayanışma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği olarak, düzenlediğimiz ‘Terörsüz, Türkiye Birlik ve Beraberlik Platformu’ etkinliğimizin temel amacı da tam olarak budur.
Devletimize güvenerek milletimizin ortak geleceğine sahip çıkarak ve toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirerek bu sürece katkı sunmak istiyoruz. Eğer bugün burada kuracağımız bir cümle, paylaşacağımız bir fikir, vereceğimiz bir mesaj, insanlarımızın yüreğinde kardeşliğe dair bir umut yeşertirse, biz görevimizi yerine getirmiş olmanın mutluluğunu yaşarız. Bu yolda atılan her samimi adımın, kurulan her gönül köprüsünün ve verilen her yapıcı desteğin kıymeti olduğuna inanıyoruz. Çünkü barış, yalnızca sözle değil inançla, cesaretle, samimiyetle ve hep birlikte atılan adımlarla büyür.
MARDİN; DİLLERİN VE DİNLERİN BULUŞTUĞU, SEVGİNİN VE KARDEŞLİĞİN HAYAT BULDUĞU KADİM BİR ŞEYDİR
Mardin dediğimizde, aklımıza yalnızca taş evleriyle, tarihiyle ve kültürel zenginlikleriyle öne çıkan bir şehir gelmez. Mardin; dillerin ve dinlerin buluştuğu, farklılıkların bir arada yaşama kültürüne dönüştüğü, sevginin ve kardeşliğin yüzyıllardır hayat bulduğu kadim bir şeydir.
Mardin farklılıkların ayrışma sebebi değil, ortak hayatın zenginliği olabileceğini gösteren en güzel örneklerden biridir. Biz bu birlikteliği yalnızca yaşadık, yaşattık ve gelecek nesillere aktardık. Mardin’de, Türklerle, Kürtler ve Araplar, Alevilerle Suniler ve Süryaniler aynı coğrafyada aynı hayatın içinde kardeşçe yaşamayı başardılar.
KARDEŞLİK ZOR ZAMANLARDA BİRBİRİNİN YANINDA DURMAK VE GELECEĞE BİRLİKTE YÜRÜMEKTİR
Elbette her zaman kolay olmadı ancak ortak değerlerimizin, komşuluğumuzun, dostluğumuzun, birbirimize duyduğumuz saygının, bizi bir arada tuttuğunu hiçbir zaman unutmadık. Biz Mardin'de bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gördük. Şimdi istiyoruz ki bu kardeşlik iklimi, yalnızca Mardin'de değil, ülkemizin dört bir yanında ve bütün coğrafyamızda güçlensin. Bunun için çalışıyoruz. Bunun için bir aradayız ve bundan sonra da aynı inançla çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim anlayışımızda kardeşlik, yalnızca güzel günlerde hatırlanan bir söz değildir. Kardeşlik zor zamanlarda birbirinin yanında durmak, acıyı paylaşmak, sevinci çoğaltmak ve geleceğe birlikte yürümektir.
Bu ülke hepimizin. Bu topraklarda hepimizin hatıraları, hayalleri ve umutları var. Çocukluğumuz, gençliğimiz, geleceğimiz aynı ülkenin çatısı altında şekillendi. Acımızı birlikte yaşadık. Sevincimizi birlikte paylaştık. Bu vatanın her karışında, ortak hikayemizin bir izi var. Bizi bir arada tutan bağları güçlendirmek, çocuklarımıza daha huzurlu bir ülke bırakmak hepimizin sorumluluğudur. Bizim arzumuz, hiçbir annenin evladını kaybetme korkusu yaşamadığı, hiçbir gencimizin geleceğinden endişe duymadığı, farklı kimliklerin ve düşüncelerin ayrışma sebebi olmadığı bir Türkiye'dir.
Bizim hayalimiz terörün değil huzurun, ayrılığın değil kardeşliğin, gözyaşının değil umudun konuşulduğu bir Türkiye'dir. Ve inanıyoruz ki bu hedefe birbirinize güvenerek, birbirimizi anlayarak ve ortak geleceğimize sahip çıkarak ulaşabiliriz.
Buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Biz bu ülkenin birliğine, milletimizin kardeşliğine ve Türkiye'nin aydınlık yarınlarına inanıyoruz. Bu inancımızı yalnızca sözlerimizle değil çalışmalarımızla da ortaya koymaya devam edeceğiz. Bu anlamlı buluşmaya katılarak bizleri onurlandıran tüm misafirlerimize gönülden teşekkür ediyorum.
Eski devlet bakanımız Sayın Masun Türker'e, Türkiye-Irak Dostluk Derneği eski başkanı Sayın Mehmet Emin Değer’e ve akademisyen Doç. Dr. M. Zeki Uyanık’a bilgi ve tecrübeleri ile toplantımıza katkı sunmayı kabul ettikleri davetimizi kırmayarak aramızda bulundukları için ayrıca teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki yapacakları değerlendirmeler, ortaya koyacakları fikirler ve paylaşacakları tecrübeler hepimiz için yol gösterici olacaktır. Yaşasın kardeşliğimiz. Yaşasın birlik ve beraberliğimiz. Yaşasın her rengiyle ve her sesiyle, her insanıyla büyük Türkiye.
DOĞUDA HUZUR İKLİMİ EKONOMİYİ ŞAHLANDIRDI: "BİRLİKTE RAHMET, AYRILIKTA AZAP VARDIR"
Mersin Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. M. Zeki Uyanık, Türkiye'nin terörden arınmasının ardından bölgede yaşanan ekonomik ve sosyal dönüşümüne vurgu yaptı. Doç. Dr. M. Zeki Uyanık, "Para güven ve huzur ister. Bugün Mardin ve Midyat milyonlarca turisti ağırlıyorsa, bu huzurun ve kardeşliğin ekonomiye olan doğrudan yansımasıdır" dedi.
Doç. Dr. Mehmet Zeki Uyanık, Türkiye’nin son yıllarda yakaladığı iç barış istikrarının toplumsal refaha ve bölge ekonomisine olan katkılarını çarpıcı örneklerle açıklarken, Mar-Dad Yönetim Kurulu Başkanı Halil Aslan, Kurucu Başkan Hüseyin Talay ve yönetim kuruluna "Terörsüz Türkiye" vizyonuna sundukları katkılardan ötürü teşekkür etti, birlik ve beraberliğin sadece coğrafi bir birliktelik değil, ortak ahlaki değerlerde buluşma iradesi olduğunu vurguladı.
Sosyolojik açıdan insanın tek başına yaşayabilen bir varlık olmadığını ve toplumsal hayatın karşılıklı güven esasına dayandığını belirten Doç. Dr. Uyanık, farklılıkların bir zenginlik olduğuna dikkat çekerek konuşmasına şöyle devam etti;
BİRLİK VEYA BERABERLİK, FARKLI TOPLUMSAL KONUMLARA SAHİP OLMAKLA BİRLİKTE ORTAK İNSANİ VE AHLAKİ DEĞERLER ETRAFINDA BULUŞABİLMEKTİR
“Birlik beraberlik, yalnızca aynı coğrafyada yaşamak veya aynı dili konuşmak veya aynı değerlere sahip olmak değildir. Aslında birlik veya beraberlik, farklı düşüncelere, farklı karakterlere ve farklı toplumsal konumlara sahip olmakla birlikte ortak insani ve ahlaki değerler etrafında buluşabilmektir. Tıpkı Türkiye gibi ve Türkiye'de yaşayan insanların farklı inançlara, farklı kültürlere, farklı ırklara sahip olmalarına rağmen ortak değerde buluşabilmesi gibi.
Bu bağlamda aslında birlik veya beraberlik sosyolojik temellerine baktığımızda insan tek başına yaşayabilen bir varlık değildir. İnsan, yaratılışı itibarıyla sosyal bir varlıktır. Toplumsal hayatı tek başına inşa etmesi mümkün değildir. Eğitimden ekonomiye, aileden siyasete kadar bütün toplumsal kurumlar, insanların iş birliğine ve karşılıklı güvenine dayanır.
Hepimizin şu dünyada farklı farklı görevleri vardır. Örneğin doktor vardır, bizi tedavi eder. Öğretmen vardır, bizi yetiştirir, okutur eğitir. Anne baba dünyaya çocuk getirir terbiyesini sağlar.
Her alanda her insanın illaki bir görevi vardır. Herkes o görevini ifa ettiğinde toplum ortaya çıkar. İnsan hiçbir zaman bu dünyada tek başına yaşayamaz. İnsan hem öğretmen, hem doktor, hem ekonomist , hem fırıncı, hem işveren, hem de işçi olamaz mutlaka. O bütün insanlar bir araya geldiğinde toplum olur ve herkesin bir görevi vardır.
O toplumda da barışın, birliğin ve beraberliğin hakim olabilmesi için mutlaka birbirimizin hak ve hukukuna saygı duymamız gerekir. İnancımız bu konuda maneviyat anlamında giriş yapacak olursak şunu söyler ki üzerinde en çok durduğu hususlardan birisidir.
İslam’da Birlik ve Kardeşlik. İslam'ın üzerinde önemle durduğu temel konulardan biridir. -“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın.”(Âl-i İmrân, 3/103). Bu ayet, birlik ve beraberliğin dinî ve ahlaki temelini ortaya koymaktadır. Ayetteki birlik çağrısı, bireylerin kişisel farklılıklarını bütünüyle terk etmelerini değil, ayrışmaya ve düşmanlığa engel olmaktır.
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”(el-Hucurât, 49/10) Buradan hareketle şu temel ilkeyi ifade edebiliriz: Birlik, sadece aynı safta durmak değil; aynı zamanda birbirinin hukukunu koruyabilmektir.
BİRLİK, FARKLI DÜŞÜNCELERE RAĞMEN ORTAK DEĞERLERİ KORUYABİLME İRADESİDİR
Ayete baktığımızda mümin herkes kardeştir. Kadın erkek genç yaşlı siyah beyaz kuzeyli güneydoğu batılı fark etmiyor bir inanç şemsiyesi hepimizi kuşatıyor altına alıyor ve birbirinizle de didişmeyin diyor. Burada önemli bir hususun altını çizmek gerekir: Birlik, herkesin aynı düşünmesi demek değildir. Birlik, farklı düşüncelere rağmen ortak değerleri ve karşılıklı hakları koruyabilme iradesidir. İslam fatihi, Orta Doğu'nun yiğit komutanı ve insanı Selahattin Eyyubi der ki; ‘Birbiri ile didişenler, dostlarıyla didişenler, düşmanları ile mücadele edemezler.
Biz Türkiye’de yaşayan insanlar olarak ya da Müslümanlar olarak düşünün. Birbirimizle didişdiğimizde bizimle uğraşanlarla uğraşamayız, mücadele edemeyiz, onların bize karşı oluşturduğu tehlikelere karşı koyamayız. Bugünkü Filistin'e ve İsrail'e baktığınızda o cümlelerin altını doldurabilirsiniz.
Bugün İslam alemi gerçekten de birlik olsa ve teknoloji anlamında yeterliliğe sahip olsa siz de takdir edersiniz ki İsrail bunu yapamaz. Müslümanlar bir değil ve teknolojik anlamda yeterli değil. Bugünkü fotoğraf çok net ve hazin bir şekilde karşımızda durmaktadır.
Bir Türkiye fotoğrafında birlik ve beraberlik olduğunda; dikkat edin ülke kalkınıyor. İslam alemi de kalkınıyor. Ne zaman ki Türkiye zayıflıyor, ayağına bir çelme yerse İslam ümmeti de tökezliyor. Osmanlı'yı ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devletini düşündüğünüzde ne demek istediğimi daha iyi algılarsınız.
Ekonomi anlamında da bunu ifade edecek olursa ben şu sözü Masum Türker bakanımdan, abimden duymuştum. ‘Paranın dini, imanı yok’. Paranın dini imanı yoktur derken yani para huzur ister, sahibi kim olduğuna bakmaz. Para güven ister, sıcak bir yer ister.
90'LARDAN BUGÜNE: MARDİN'DE TURİZM PATLAMASI VE GÜVEN EKONOMİSİ
Tabiri caizse şimdi ekonomik anlamda şöyle Türkiye'ye bakıyorum. Çocukluğuma dönüyorum. 90'lı yılları hatırlıyorum. Bir sürü insanımız doğudan batıya göç etti, çoğumuzun hikayesinde bu vardır. Oradaki arazilerimiz ciddi anlamda da değer kaybetmişti. Evlerimiz, arsalarımız, tarlalarımız, bağlarımız, bahçelerimiz değersizleşti. Geldiğimiz şehirlere baktığımızda Adana anlamında söyleyeyim. Yaşadığımız bazı muhitlerde olaylar vs. sıkıntılar olduğundan dolayı huzur da yoktu, malın da değeri yoktu. Ama son 10 yıla bakın. Terörsüz Türkiye'ye kavuştuktan sonra gerçekten de hepimiz buna da şahitlik edersiniz diye düşünüyorum. Memlekete gidiyoruz. Evlerimiz, arsalarımız, tarlalarımız fiyat anlamında çok yükseldi.
2000'lerin başında Mardin’e turist çekme hedefimiz 300.000’di. Sonra 500 bine çektik ve bugün gelinen noktada 2026'da artık milyonlarca insan Mardin'e, Midyat'a, doğuya gezmeye gidiyor, orada para harcıyor. Bu ne demektir? Para güveni seviyor.
AYRILIK, EN GÜÇLÜ TOPLULUKLARI DAHİ ZAYIFLATABİLİR; DAYANIŞMA İSE BÜYÜK BAŞARILARA DÖNÜŞTÜREBİLİR
Eskiden insanlar normal bir bakkal açmaya korkardı. Artık büyük marketler yer açmaktadır. Büyük markalar bugün orada yer açıyorsa demek ki aslında huzurun, barışın, kaynaşmanın, kardeşliğin ekonomiye de faydası var.
Bizim birlik, beraberlik, sevgi, muhabbet dışında bir şıkkımız yoktur, olamaz da. Çünkü kuzeylisiyle-güneylisiyle, doğulusu-batılısıyla beraber çalışıyoruz. Bu sebeple birlik ve beraberlik, yalnızca manevi bir ideal değil; aynı zamanda toplumsal gelişmenin, ortak refahın ve sürdürülebilir barışın önemli şartlarından biridir. Ayrılık, en güçlü toplulukları bile zayıflatabilir; dayanışma ise sınırlı imkânları büyük başarılara dönüştürebilir. Sözlerimi şu anlamlı ifadeyle bitirmek istiyorum: “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” “Sulhta daima hayır vardır.” (Nisa, 4/128.)”
Türkiye-Irak Dostluk Derneği Eski Başkanı Mehmet Emin Değer de Terörsüz Türkiye konusunda MHP’nin verdiği desteğin önemine değindi. Değer, “Dolayısıyla Mardin'imizi hepimiz seviyoruz. Her zaman iftiharla Mardinli olduğumu her yerde savunarak söylemişimdir. MHP'nin Terörsüz Türkiye konusuna el atmış olması çözüm noktasında önemli bir fırsattır. Önemli bir konudur. O açıdan onlara da teşekkür ediyorum. Bu noktaya gelmiş olmaları çok önemli bir hadisedir.” Dedi.
Değer Türkiye’de yaşayan herkesin ortak bir değerde, ortak bir çatıda buluşması gerektiğinin altını çizdi. Ortak değerlerle buluşulması halinde çok daha fazla güçlü olunacağını belirten Değer, Türkiye’de yaşayan herkes için bu çatının İslam olacağını söyledi.
MARDİNLİLER BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜYLE 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' PROJESİNİN ÖNCÜSÜ OLACAK
Eski Devlet Bakanı Masum Türker, Mardin’in yüzyıllara dayanan çok kültürlü yapısını "sosyal sermaye" olarak tanımladı. Türker, Birleşmiş Milletler henüz kurulmadan önce Mardin'de barışçıl bir ortak yaşam modelinin inşa edildiğini, bunun da tüm dünyaya örnek teşkil ettiğini dile getirdi. Dünya savaşlarından da örnekler vererek Mardin’deki kardeşlik kültürünü anlatan eski Bakan Türker, dedelerinin aynı inançlara sahip olmadığı halde, hayatlarını ortaya koyarak komşularının yaşam hakkını savunduğunu dile getirdi. Böyle bir kadim kültüre sahip olan Mardin’de yüzyıllardır Kürt, Arap, Süryani ve Türkmenlerin hiç bir sorun yaşamadan, kendi değerlerini koruyarak nifaktan uzat, kardeşlik hukuku içinde yaşadığını belirten Türker, kent halkını "Terörsüz Türkiye" projesine en güçlü şekilde sahip çıkmaya çağırdı.
Eski Devlet Bakanı Masum Türker, Mardinlilere ait sivil toplum kuruluşlarının gelecek kuşakları da kapsayacak şekilde büyümesi gerektiğini vurgulayarak, kentin tarihsel bir arada yaşama tecrübesinin Türkiye’nin toplumsal barışına rehberlik edecek güçte olduğunu söyledi. Türker, konuklara çağrıda bulunarak, “Mardin kültürünü çocuklarınıza anlatın, öğretin. Mardinli olmak bir ayrıcalıktır” dedi.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KURULMADAN ÖNCE BİZ MARDİN'DE BUNU BAŞARMIŞTIK"
Konuşmasında Mardin’in tarihsel derinliğine ve kozmopolit yapısının getirdiği hoşgörü iklimine dikkat çeken Masum Türker, modern dünyanın barış için geliştirdiği kurumların çok daha öncesinde Mardin halkının bu kültürü özümsediğini ifade etti. Türker, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Neden ne farkımız var diye soruyoruz? Diğer insanlardan farkımız; biz daha Birleşmiş Milletler kurulmadan önce, sanki Birleşmiş Milletler kurulmuş gibi beraber yaşamaya alıştık. Bizim dedelerimiz Birinci Dünya Savaşı'nda hep birlikte ülkemizi savunduk. Dedelerimiz, Süryanilere kimse gelip katliam yapmasın diye aileler sırayla bir gün nöbet tutmuşlardı. Kürt, Süryani, Türk, Arap gibi bir ayrım- gayrım yok ve dikkat edin. Hepiniz Mardinlisiniz."
"MARDİN'DE ETNİK TEMELLİ KAN DAVASI YOKTUR"
Mardin’de farklı etnik kökenlere sahip gruplar arasında hiçbir zaman etnik köken odaklı bir husumet yaşanmadığının altını çizen eski Bakan Türker, toplumun kendi iç dinamikleriyle huzuru koruduğunu belirtti. Kentte herkesin kendi işine ve aşına odaklandığını söyleyen Türker, "Mardin'de bir Kürdün bir Arap ile bir kan davası yoktur. Türkmen'in bir Kürt ile kan davası yoktur. Herkesin davası kendi işiyledir. Çünkü birlikte öyle yaşamaya alışmışız ve bazı gençler bilmeden birine kavga ederken o saatte babaları devreye giriyor ve kavga sona eriyor" diyerek geleneksel arabuluculuk mekanizmalarının ve aile büyüklerinin toplumsal barıştaki rolüne vurgu yaptı.
"SOSYAL SERMAYEMİZİ GELECEK KUŞAKLARA AKTARMALIYIZ"
Mardinlilerin sahip olduğu bu muazzam kültürel birikimi ve beşeri ilişkileri "sosyal sermaye" olarak tanımlayan Türker, sivil toplum kuruluşlarına ve derneklere bu sermayeyi doğru yönetme konusunda büyük görevler düştüğünü hatırlattı. Paylaşmanın ve yardımlaşmanın nifak tohumlarını kurutacağını belirten Türker, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mardinli olan herkes sosyal sermayemizdir. Ben de onların sermayesiyim. Siz bu sosyal sermayenin aynı zamanda nemalanmasından sorumlu insanlarsınız. Birbirini tanımayan kalabalıkları bir araya oluşturuyorsunuz ve bir avantajınız var. Kullanmadığınız değeri de kullanın diye avantajınız bu. Hep paylaşmalıyız. Paylaşırsak aramıza nifak girmez. İşte yardımlaşma ve beraberlik işiniz budur. Ne Kürdümüz ne arabamız ne Ezidimiz ne Süryanimiz ne Türkmenimiz; hepimiz kardeşiz ve birbirimize muhtacız. Mardinliler olarak çok dernekler kuruldu. Size de düşen görev, o gelecek kuşakları da bu işin içine sokmaktır. Gelecek kuşakları sokarsanız bugün MAR-DAD önemli yerlere girer."
"HEDEFİ BÜYÜK TUTAN ULAŞIR"
Mardinlilerin her alanda vizyonlarını geniş tutması ve büyük idealler peşinde koşması gerektiğini belirten Türker, "Hedefinizi hep büyük tutun. Bütün Mardinlilere söylüyorum. Hedefi büyük tutarsanız o hedefinize ulaşırsınız. O büyük hedef sonra kendiliğinden gelir gelmez kısmet işidir ama gelir. İşte bunun adı sosyal sermayedir. Çevrenizi iyi kullanacaksınız, tasarruf edeceksiniz ve belli bir yere gideceksiniz" dedi.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE PROJESİNE EN ÇOK MARDİNLİLER SAHİP ÇIKMALI"
Konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin geleceği açısından kritik öneme sahip toplumsal projelere değinen Masum Türker, geçmişte kardeş kavgasına prim vermeyen Mardin halkının, bugün de barış süreçlerinin en büyük hamisi olması gerektiğini ifade etti. Geçmişte yaşanan gerilimlerin ve kavgaların dış kaynaklı olduğunu belirten Türker, çağrısını şu sözlerle tamamladı:
"Şimdi 'Terörsüz Türkiye' projesine sahip çıkacağız. Buna da en çok kimin sahip çıkması lazım biliyor musunuz? Mardinliler. Bir Mardinlinin bir Türkmen'le kan davası var mı? Yok. Bizim aramızda hiç kavga olmamış. Kavga başkalarının arasında olmuş ve bunu kimlerin yaptığını da biliyoruz. Onun için Terörsüz Türkiye projesi inşallah gerçekleşir."
Etkinlik plaket takdiminin ardından aile fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi. Bilgi ve birikimleriyle Terörsüz Türkiye Birlik ve Beraberlik Platformuna katkı sunan katılımcılara plaket takdim edildi.
Devlet Bakanı Dr.Masum Türker'e plaketini MAR-DAD Başkanı Halil Arslan verirken, Türkiye- Irak Dostluk Derneği E.Başkanı M.Emin Değer'e MAR-DAD Kurucu Onursal Başkanı Hüseyin Talay, Mersin Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç.Dr. M.Zeki Uyanık'a ise plaketini MAR-DAD Başkan Yardımcısı Fahrettin Tepgeç takdim etti.
Ayrıca Mersin Midyatlılar Derneği Başkanı Zeyni Acat'a plaketini MAR-DAD Saymanı Yahya Demirel, Mersin MARİDER Başkanı Şeyhmus Ceylan'a MAR-DAD Kadın Kolları Başkanı Zekiye Çakmak, İskenderun MAR-DER Başkanı Salih Bayar'a MAR-DAD Yönetim Kurulu üyesi Ekrem Büyük, Gaziantep MAR-DER Başkanı İbrahim Ağırman'a ise MAR-DAD Genel Sekreteri Yunus Altunkaynak plaket sundu.





