Gazetecilik Kutlanmaz, Hatırlanır

Abone Ol

Takvim 10 Ocak’ı gösterdiğinde hep aynı cümle kurulur: “Çalışan Gazeteciler Günü.”
Kulağa hoş gelir. Ama işin mutfağını bilen biri için bu gün, kutlamadan çok kısa bir iç muhasebedir.

Gazetecilik bir meslekten fazlasıdır. Mesai saati yoktur, tatili yoktur, “yarın bakarız” deme lüksü hiç yoktur. Gece yarısı telefon çalar, sabahın köründe olay yerine gidilir, yağmurda, sıcakta, kalabalıkta haber kovalanır. Bazen alkış yoktur, çoğu zaman teşekkür bile edilmez. Ama doğruyu yazma sorumluluğu her gün kapıyı çalar.

Eskiden gazetecilik denince matbaa kokusu gelirdi burna. Daktilo sesi, kurşun harfler, sabaha kadar süren baskı telaşı… Bugün ekranlar var, hız var, algoritmalar var. Haber saniyeler içinde yayılıyor ama doğruyu süzmek her zamankinden zor. Çünkü artık sadece yazmak yetmiyor; direnmek, ayakta kalmak, mesleğin namusunu korumak gerekiyor.

Bir de görünmeyen tarafı var bu işin. Sansürle, baskıyla, ekonomik zorluklarla boğuşan; emeğinin karşılığını alamayan, güvencesiz çalışan gazeteciler… 10 Ocak, onların da günü. Yani manşeti atan kadar, gece editörlüğü yapanın, sahada fotoğraf çekenin, haberi doğrulamak için defalarca telefon açanın günü.

Gazetecilik, güce yakın durma işi değildir. Tam tersine, güce mesafe koyma mesleğidir. Soru sormak, rahatsız etmek, görmezden gelineni görünür kılmaktır. Herkesin sustuğu yerde konuşabilmektir. Bedeli ağırdır ama değeri büyüktür.

Bugün pasta kesmekten çok şunu hatırlamak gerekir:
Gazetecilik, hâlâ kamu adına yapılan bir iştir.
Gazetecilik, hâlâ vicdanla yapılır.
Gazetecilik, hâlâ “doğru bildiğini yazma” cesareti ister.

10 Ocak kutlu olsun mu?
Evet… Ama kuru bir kutlama olarak değil.
Emeği görünerek, sözü korunarak, meslek onuru savunularak kutlu olsun.