Onlarca dönümlük bahçelerde pembe ve beyazın hâkim olduğu manzara, ilk bakışta baharın erken müjdesi gibi görünüyor. Oysa bu güzelliğin arkasında, üzerinde düşünmemiz gereken daha derin bir mesele var: İklimin değişen dengesi.
Tarım, doğanın ritmine bağlı bir uğraştır. Toprak, yağmur, rüzgâr ve sıcaklık belli bir düzen içinde hareket ettiğinde üretici de o düzene göre plan yapar. Ancak son yıllarda mevsimlerin takvimi şaşmış durumda. Kış ortasında baharı andıran günler, ardından aniden bastıran soğuk hava dalgaları… İşte en büyük risk de burada başlıyor.
Şeftali gibi erken çiçeklenen meyve ağaçları, ani sıcaklık artışlarına aldanarak uyanıyor. Fakat ardından gelebilecek bir don olayı, o narin çiçekleri bir gecede yok edebiliyor. Bu sadece bir ürün kaybı anlamına gelmiyor; aynı zamanda bir yılın emeğinin, yatırımının ve umudunun zarar görmesi demek. Üreticinin temkinli olması boşuna değil. Çünkü artık hava koşulları tahmin edilebilir olmaktan uzaklaşıyor.
İklim değişikliği çoğu zaman büyük kavramlarla anlatılıyor: küresel ısınma, karbon salımı, sera gazları… Oysa etkisi en somut haliyle tarlada, bahçede görülüyor. Erken açan bir çiçek, aslında doğanın verdiği sessiz bir uyarı. “Denge değişiyor” diyor bize.
Bu değişim yalnızca çiftçiyi ilgilendirmiyor. Gıda fiyatlarından su kaynaklarına, şehir planlamasından enerji kullanımına kadar geniş bir alanı etkiliyor. Tarımsal üretimde yaşanacak her dalgalanma, soframıza kadar uzanan bir zincirin halkası. Dolayısıyla iklim meselesi, artık çevreci bir hassasiyet olmanın ötesinde, ekonomik ve toplumsal bir güvenlik konusu.
Bugün Kozan’daki şeftali bahçelerinde görülen o pembe-beyaz manzara hem umut hem de endişe barındırıyor. Umut; toprağın hâlâ üretmeye devam etmesinde. Endişe ise bu üretimin kırılganlaşmasında.
Belki de asıl soru şu: Bu güzelliği sadece seyretmekle mi yetineceğiz, yoksa doğayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden mi geçireceğiz?
Çünkü erken açan her çiçek, aslında bize şunu hatırlatıyor: Doğa konuşuyor. Onu dinlemek ise bizim sorumluluğumuz.