EĞİTİM

23.10.2020 - Cuma 23:23

NİDA ARAT

Masallar çocukların birçok duygusuna birden hitap eden ilginç verilerdir. Her ne kadar basit bir yapıya sahip gibi görünseler de aslında hiç de öyle değillerdir. Tıpkı şiir gibi, rüya gibi kendilerine mahsus bir yapıları vardır. Her şey yerli yerindedir, hiçbir şey eksik veya fazla değildir. İçinden bir unsuru çıkaracak olsanız hemen kendini belli eder, eksikliği belli olur. Şiir yazmak da çok kolay gibi görünür. Birbiriyle ilişkili kelimeleri yan yana ve alt alta dizdin mi yazdın gitti en güzel şiirleri… Oysa hakikatte hiç de öyle değildir. Herkese kağıt kalem verip, birer masal yazmalarını istesek, acaba kaç kişi yazabilir. Belki de doğal bir masal ahengine ve ritmine sahip bir tane bile masal yazılamayacaktır. Bunlar zannedildiği gibi basit şeyler değildir.

Son dönemdeki yapısalcı veya yapılandırmacı eğitim anlayışına göre öğretmen, veli yani eğitimci, çocuğa bilgi aktaran kişi değil, bilginin nerede olduğunu ve ona nasıl ulaşılacağını, bir başka deyişle öğrenmeyi öğreten kişidir. Hiçbir masalda, masal kahramanının işini, onun yardımcısı durumunda olan kahramanların yaptığını görmeyiz.  Masal kahramanına, sadece nerede, ne zaman, ne yapması gerektiğini veya neyi nerede nasıl elde edebileceğini söylerler. Ne Arap bacı, ne dev, ne zenci, ne padişah ne de ihtiyar nine… gibi tipler, masal kahramanının yerine kendilerini tehlikeye atarlar. Bunlar, masal kahramanına karşılaştığı güçlükleri aşma noktasında sadece öğüt ve önerilerde bulunurlar. Bazen de, gerekirse, malzeme konusunda destek olurlar. Masallarda bu şekilde gerçekleştirilen eğitim, bugün üzerinde ısrarla durulan, uygulamalı, yani yaparak, yaşayarak gerçekleştirilmek istenen eğitimin ta kendisi değil midir. Bu durumu bugünkü eğitim açısından yorumladığımızda, bizim 2000 yılda geldiğimiz noktaya, masalların binlerce yıl önce ulaştığını söylesek herhalde hata etmeyiz.

YORUM YAZ